#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun Musul Başkonsolosluğumuz Personeli İçin Verilen Kahvaltıda Yaptığı Konuşma, 02 Ekim 2014, Ankara Palas

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok değerli çalışma arkadaşlarım, Emniyetimizin çok değerli mensupları, değerli konuklar; öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Değerli basın mensupları; sizlere de özellikle bugün bu sevincimizi paylaştığınız için teşekkür ediyorum.

Bugün mutlu bir anı hep birlikte paylaşıyoruz ve özellikle çok değerli kardeşlerime şahsım adına, değerli eşim Hülya Hanım adına, Hükümetim ve 77 milyon vatandaşımız adına, milletimiz adına yuvanıza, vatanınıza bir kez daha hoş geldiniz diyorum.

Bugün gerçekten çok heyecanlıyız, aynı ailenin fertleri olarak hasretin vuslata dönüştüğü bir manzarayı bugün birlikte burada paylaşıyoruz. Bundan dolayı ne kadar şükretsek, ne kadar hamd etsek azdır.

Başkonsolosumuz Öztürk Yılmaz ve mesai arkadaşları, başından itibaren Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ettiklerini ve vatanın, milletin bayrağını Musul’da dalgalandırdıklarını hiçbir zaman unutmadılar, bayrağımıza ve milletimize yakışır bir tavır içinde oldular. O yüzden ben bugün karşımda sadece başarılı Türk diplomatlarını değil fedakar Konsolosluk mensuplarını ve burada her biri birer kahraman olan arkadaşlarımızı görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum.

En büyük kahramanlarımız da Ela ve Kuzey Deniz’dir. Onlar daha yaşlarını bile doldurmadan bu sınava maruz kaldılar. Kuzey Deniz’in ateşinin yükseldiği bizlere ulaştığı zaman ne kadar endişelendiğimizi, ne kadar üzüldüğümüzü, inanın neler hissettiğimizi kelimelerle ifade edemeyiz. Ela ve Kuzey Deniz, adeta bu mücadelenin bir sembolü olarak şimdiden tarih sayfalarına birer kahraman olarak geçtiler.

Değerli çalışma arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim, 101 gün boyunca her gün sizin hasretinizle, sizlerden gelecek güzel haberlerin beklentisiyle yaşadık. Saçınızın tek bir teline dahi –her bir vatandaşımız için söylüyorum bunu- zarar gelmemesi için, sizlere zarar gelmemesi için Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın koordinasyonunda gece demeden, gündüz demeden, her ihtimali değerlendirdik ve bütün imkanlarımızı seferber ettik.

Bu süreçte bizlere ve milletimize emanet ettiğiniz ailelerinizin umudunu da canlı tutmak gibi zorlu bir görevimiz vardı. Sürecin başından itibaren Dışişleri Bakanlığı olarak sizlerin aileleriyle çeşitli düzeylerde biraraya geldik, düzenli bir iletişim kanalı tesis etmeye özen gösterdik ve gelişmeler hakkında mümkün mertebe kendilerine bilgi aktarmaya çalıştık. Bizler dahi böylesine bir ruh hali içindeyken ailelerinizin neler hissettiğini çok iyi anlayabiliyoruz. Bu vesileyle sabır ve metanetiniz için ailelerinizin her bir ferdine özellikle teşekkür ediyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Ben bu 101 günün yanılmıyorsam 78. gününde Dışişleri Bakanı olarak Sayın Başbakanımızdan görevi devraldım. Ama inanın bu bayrağı, esas Dışişleri Bakanlığı bayrağını sizler vatanımıza sağsalim döndüğünüz gün teslim aldım. Gönül isterdi ki Sayın Başbakanımızla beraber Şanlıurfa’ya gelelim, orada sizlerin sevincine ortak olalım. Ama vazife icabı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi adaylık çalışmaları için Müsteşar Beyle beraber, bazı arkadaşlarımızla beraber Amerika’da bulunmak durumundaydık. Orada sabahın erken saatlerine kadar nasıl sevindiğimizi, sizlerin buradaki ailelerinizle birlikte sevincinizi bizde orada nasıl paylaştığımızı anlatmakta inanın güçlük çekiyoruz. Bugün sizlerle buluşmanın sabırsızlığını da orada bulunan arkadaşlarımızla birlikte yaşadık, ama hamdolsun bugüne de hep birlikte ulaştık.

Öztürk kardeşimin o gün söylediği inanan insanların umutsuzluğu olmaz sözü hala sadece bizlerin değil, tüm milletimizin gönüllerinde yankılanıyor. Evet, ne sizler, ne de bizler bir an olsun inancımızı yitirmedik ve çok şükür hep birlikte bu mutlu sona ulaştık. Devletçe ve milletçe çok büyük bir sınavı birlikte başarıyla atlattık. Milli İstihbarat Teşkilatımız, MİT Müsteşarımız Hakan Bey, Genelkurmay Başkanlığımız, Emniyet Teşkilatımız ve elbette ki gururla temsil ettiğim Bakanlığımızın tüm personeli başta Müsteşar Bey ve Bakan Yardımcımız olmak üzere tüm personeline bu zorlu süreçte ve bu zorlu sürecin başarıyla sonuçlanmasında katkı sağladıkları için hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye Cumhuriyeti bir kez daha büyük ve güçlü bir devlet olduğunu bu operasyonda tüm dünyaya göstermiş oldu. İnanın Birleşmiş Milletler de görüştüğümüz birçok arkadaşımız, devlet başkanları, Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşen başbakanlar, başbakan yardımcıları ve dışişleri bakanları, bizle görüşen herkes bu başarılı operasyondan dolayı duydukları hayranlığı gizleyemediler, hatta bizden yardım isteyen ülkelerde oldu. Biz hangi inançtan, hangi mezhepten olursa olsun dünyanın neresinde bir mazlum ve mağdur varsa orada olduk, oluyoruz ve de olmaya devam edeceğiz. Bizim için insaniyet her zaman şahsi çıkar ve menfaatlerin üstündedir. Dışişleri camiası bu anlayışın her zaman en sadık temsilcileri olmuştur. Daha önceki çalışmalarında ve şimdi Bakanlığım döneminde de gördüm ki, Türk diplomatları dünyanın her yerinde ülkemizin güçlü ve inançlı duruşunun birer temsilcileri olarak görev yapıyorlar. Türk bayrağını dünyanın dört bir yanında gururla dalgalandırmak için canlanan ve bu canları pahasına bu görevlerini en iyi şekilde yapıyorlar.

Musul’da yaşanan bu talihsiz olay gibi maalesef geçmişte de terör örgütlerinin Türk temsilciliklerine yönelik hain saldırıları olmuştur. Bugüne kadar Los Angeles’tan, Sydney’e, Brüksel’den, Musul’a, Mogadişu’dan, Viyana’ya kadar birçok yerde terör saldırıları sonucunda 42 diplomatımızı, emniyet mensubumuzu ve kamu görevlimizi ve yakınlarını kaybettik. Onları bir kez daha buradan rahmetle anıyorum, ruhları şad olsun.

Aynı şekilde Musul’da ve Mogadişu’da şehit olan 6 özel hareket mensubu kardeşimi de bir kere daha rahmetle anıyorum. Onlarla birlikte dünyanın dört bir yanında ekmeğinin peşinde, ilim peşinde, insani yardım peşine koşarken bulundukları yerlerin koşullarından dolayı yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan vatandaşlarımızda oldu. Değerli kardeşlerim, sizin yuvalarınıza dönmenizle birlikte biz zaten bir bayramı yaşamıştık. Sizin ardınızdan başka bir sınavı daha başarıyla atlattık.

Libya’dan 396 kardeşimizi ülkemize getirdik. Biz New York’tayken vatandaşlarımızın orada çalıştıkları şirket tarafından zamanlıca Türkiye’ye intikali sağlanmadığını öğrenince hemen devreye girdik ve ABD, Ankara, Libya hattında oluşturduğumuz temas sayesinde Türk Hava Yolları’mızın bir uçağını göndererek 396 kardeşimizi ülkemize getirdik. Ve maalesef orada geçirdiği bir kalp krizi sebebiyle bir vatandaşımız da hayatını kaybetti, bir kere daha bu vatandaşımıza, kardeşimize Allah’tan rahmet diliyoruz ve ailesine de sabır diliyoruz.

Esasen bu işçilerimizle birlikte son zamanlarda Libya’dan 1700 vatandaşımızı Libya’dan tahliye ederek Türkiye’ye getirdik. Yine hatırlarsınız 2011 yılında Libya’da kriz başladığı zaman 10 günde 25 binden fazla vatandaşımızı Libya’dan tahliye etmiştik. Hatta birçok ülke o zaman kendi vatandaşlarının tahliye edilmesi için Türkiye’den yardım istemişti ve birçok ülkeden 10 binden fazla vatandaşını da Türkiye olarak biz tahliye ettik, çünkü bizler böylesine büyük bir devletin ve böylesine aziz bir milletin mensuplarıyız. Bize ecdadımızdan, tarihimizden ve kültürümüzden miras kalan en değerli hazinelerden bir tanesi de böylesine bir alicenaplıktır.

1492’de İspanya’da zulüm gören Musevilere yardım eden, 1560’larda Açe’de zulüm gören kardeşlerimizin imdadına koşan, 1847’de İrlanda’da açlığa terk edilenlere yardım gönderen ecdadımız bize kimseye nasip olmayacak böyle kutlu bir medeniyeti de emanet etmiştir.

Etnik kimliğine, inancına bakılmaksızın Ermeni’sinden, Yezidi’sine Arap’ından, Kürt’üne 1,5 milyon Suriyeli kardeşimize de hem kapılarımızı açtık, hem de gönlümüzü açtık. Birileri bu mirası reddedebilir, ama biz asla ecdadımızdan aldığımız bu emaneti terk etmeyecek ve bu bayrağı daha ileriye taşımak için ne gerekiyorsa hep birlikte yapmaya devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, esasen sözlerin yerine yüreklerin konuştuğu bir ortamda sözlerimi daha fazla da uzatmak istemiyorum. Bugün hep beraber çok heyecanlıyız, ben hepinizden daha fazla heyecanlıyım, duyguluyum. Ama şunu bilmenizi isterim ki: Size bunu yapanlar misliyle, kat kat fazlasıyla ödeyeceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti kendisine uzanan kirli ve hain ellere fırsat vermeyecek kudret ve iradeye sahiptir ve inşallah bunu sizlere yapanlara da bedelini ödetecektir.

Türkiye gerek terörle mücadelede, gerekse bölgesel güvenlik ve istikrar çabalarında her zaman öncü rol oynamıştır ve bundan sonra da oynamaya devam edecektir. Ben tekrar hepinize geçmiş olsun diliyorum. Allah bizleri bir daha böyle bir sınavı yaşamayı nasip etmesin, Allah ülkemize ve milletimize karşı uzanan ellere fırsat vermesin. Esasen biz sizlerin biran evvel işlerinize dönmenizi istiyoruz, ama Sayın Cumhurbaşkanımızın jestinin de son derece yerinde olduğunu da söylemek isterim. Şimdi siz bir ay boyunca ailelerinizle hasret gidereceksiniz, daha sonra da iş yerlerinde arkadaşlarınızla bol bol hasret gidererek daha fazla azimle ve hevesle işlerinizin başına dönüp ülkemize, milletinize daha fazla, daha güçlü bir şekilde hizmet edeceksiniz.

Bu arada Başbakanımızın şahitliğinde hayatlarını birleştiren Mesut ve Hazal kardeşlerime de mutluluklar diliyorum, ömür boyu mutluluklar diliyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bu jestine karşı Antalyalılar olarak da sadece bir Bakanınız değil, biz de bir jestte bulunmak istiyoruz. Başta yeni evli çiftimiz olmak üzere, sizleri Antalya’da ağırlamak istiyoruz. Ailelerinizle birlikte inşallah bir hafta sonu böyle Perşembe’den gidip, Pazartesi’yi de dâhil edecek idari izinlerle inşallah 1 hafta sonunda da bayram tatili geçtikten sonra sizleri Antalya’da ağırlamak istiyoruz kabul ederseniz tabi ki.

Ben bir kere daha hepinize hoş geldiniz diyorum. Sizlerle ne kadar gurur duyduğumuzu anlatmakta zorluk çekiyorum ve şimdiden ailelerinizle birlikte mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.