#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Konnichiwa dergisine verdiği mülakat, Ocak 2018

1. Türkiye ve Japonya ilişkileri 130 yılı aşkın kadim bir dostluk çerçevesinde ilerliyor. Ertuğrul Fırkateyni’nin batışı ve 1985 yılında Tahran’da savaşın ortasında mahsur kalan Japon vatandaşlarının Türkiye tarafından kurtarılması, iki toplum arasında minnet duygusu üzerine kurulmuş bir dostluğa neden oluyor. Bu iki duygusal hadise, iki devleti ve toplumları birbirine yakınlaştırıyor. Sayın Bakan, peki Japonya denince sizin ilk hissettiğiniz duygu ne?

Türkler ve Japonlar Asya’nın doğu ve batı uçlarında yer alan, uzun tarihi geçmişe sahip, özgün kültürel miraslarını günümüze kadar koruma başarısını göstermiş iki büyük millettir. Her iki millet de küresel düzeyde önemli roller oynamışlar ve medeniyete katkıda bulunmuşlardır.

Japonya Türk milletinin gönlünde olumlu duygular çağrıştıran bir ülkedir. Çalışkan, saygılı ve dürüst bir millet olarak tanıdığımız Japonlar Türkiye’de her zaman saygı ve sevgiyle karşılanır. Türk halkı tarihi dostluk bağları, sosyo-ekonomik ve kültürel alanda sağladığı gelişme ve bilimsel/teknolojik ilerlemeye yaptığı katkılar dolayısıyla Japonya’ya olumlu hisler beslemektedir.

Türkiye-Japonya ilişkilerinin 19. yüzyıla uzanan derin bir tarihi geçmişi bulunmaktadır. Japonya Prensi Komatsu’nun 1887 yılında İstanbul’a yaptığı ziyaretin ardından Osmanlı donanmasına bağlı Ertuğrul Fırkateyni 1889 yılında Japonya’ya gönderilmiştir. Ertuğrul Fırkateyni dönüş yolunda 16 Eylül 1890 tarihinde Japonya sahillerinde batmış ve 600 denizcimiz şehit olmuştur. Japonya’nın şehitlerimize ve kazadan kurtulan 69 Türk denizciye gösterdiği ilgi Türkler ve Japonlar arasındaki tarihsel dostluğun temellerini oluşturmuştur. Bu trajik deniz kazası Türk-Japon dostluğunun sembolü olarak hafızalardan silinmemiştir.

Türk-Japon dostluğu ve dayanışması günümüzde de güçlenerek devam etmektedir. Aramızdaki dostluk, ilişkilerimize özel bir nitelik kazandırmakta ve iki ulusu güçlü bir şekilde birbirine bağlamaktadır. Türkiye-Japonya ilişkileri bu güçlü tarihi temeller üzerinde her alanda gelişmeye devam etmektedir. İki ülke arasında siyasi alanda önemli sorunlar mevcut değildir. Ortak evrensel değerlere dayanan ilişkilerimizin sağlam çerçevesi, uluslararası konularda karşılıklı destek ve işbirliği olanaklarımızı güçlendirmektedir.

2. Tarihsel dostluğa baktığımızda, iki ülke ilişkilerinde liderlerin her zaman ön plana çıktığını görüyoruz. Sultan Abdülhamid-İmparator Meiji, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Shinzo Abe iki ülke ilişkilerine kişisel dostlukları ile büyük ivme kazandırdılar. Türkiye-Japonya diplomatik ilişkileri, bakanlığınız döneminde bir hayli sıcaklaştı. Bu bakış çerçevesinde önümüzdeki dönemde iki ülke ilişkilerini nasıl bir gelecek bekliyor?

Sayın Cumhurbaşkanımız ile Japonya Başbakanı Sayın Shinzo Abe arasında samimi bir dostluk mevcuttur. İki güçlü lider arasındaki dostluğun ikili ilişkilerin her alanına yansımasını arzu ediyoruz. Türkiye ile Japonya arasında çok iyi düzeyde siyasi ilişkiler mevcut. Ancak ekonomik ve ticari ilişkilerin liderlerimiz arasındaki dostluk ve ikili siyasi ilişkilerin düzeyiyle mütenasip olmadığı kanaatindeyiz.

İki lider arasında karşılıklı ortaya konan ekonomik ve siyasi hedeflere ulaşmak için başta Dışişleri Bakanlıklarımız ve ilgili kuruluşlar olmak üzere her düzeyde işbirliğinin artırılmasına gayret göstermemiz gerekmektedir.

Önümüzdeki dönemde karşılıklı üst düzey ziyaretlerin artarak devam etmesini arzu ediyoruz. Dışişleri Bakanı olarak Haziran 2017’de Japonya’ya yaptığım resmi ziyaretten güzel duygularla ayrıldım. Bana gösterilen misafirperverlikten ötürü müteşekkirim. Japon mevkidaşım Sayın Taro Kono’yu Aralık ayında ülkemizde konuk etmekten memnuniyet duyduk.

3. Değişen dünya düzeni çerçevesinde, Japonya ve Türkiye’yi ayrı ayrı değerlendirecek olursanız dünya vizyonunda oynayacağı rolleri nasıl görüyorsunuz? Ayrıca iki ülke stratejik işbirliği dünya için ne anlam ifade ediyor?

Küreselleşmeyle birlikte dünya küçülmüştür. Güvenlik olgusu da bölünemez bir hale gelmiştir. Yaşanan çatışmalar, savaşlar, kıtlık, kuraklık, ekonomik adaletsizlikler, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, terörizm gibi risk ve zafiyetler tüm ülkeleri etkilemektedir. Bugün Kuzey Kore’nin tacizkâr tutumu Japonya kadar Türkiye’yi; Suriye’deki savaş ve insani kriz de Türkiye kadar Japonya’yı da ilgilendirmektedir. Küresel bir yönetişime ihtiyaç duyulan bugünlerde popülist, radikal, ötekileştiren çizgilere gelinmesi tarihin akışına ters düşmektedir. Böyle bir dönemde önemli olan küresel işbirliği olanaklarını geliştirerek küresel sorunlara küresel çözümler getirebilmektir. Bu yaklaşım, dış politikamızın temel ilkesi olan “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ile de örtüşmektedir.

Bugünün uluslararası koşulları, Türkiye ve Japonya’yı birbirine daha da yakınlaştırmaktadır. Diplomatik ilişkilerimiz 93 yıl içerisinde stratejik ortaklık düzeyine getirilmiştir. Bu temel üzerinde, gerek ikili gerek çok taraflı platformlarda ilişkilerimizi her geçen gün geliştirmeliyiz.

Bu bağlamda, önceliğimiz ikili ekonomik ve ticari ilişkilerin yanında bölgesel işbirliği, kültürel, akademik ve teknolojik işbirliğini geliştirmek olmalıdır. Türkiye ve Japonya, hem bölgesel hem küresel barış ve istikrar ile refahın artırılmasına önemli katkı sağlayabilecek iki stratejik ortaktır.

4. Türkiye’ye gelen Japon turist sayısında geçtiğimiz dönem dramatik bir düşüş yaşandı. Uluslararası medyada oluşturulan Türkiye algısı, ülkemize gelen 250.000 civarında Japon turistin bir anda kesilmesine neden oldu. Bu algı, iki ülke diplomatik ilişkilerine de etki etti mi? Bakanlığınızın bazı çalışmaları olduğunu biliyoruz, ancak bu algının değişmesi için neler yapıldığını sizden dinlemek isteriz.

Geçtiğimiz dönemde Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada meydana gelen gelişmeler nedeniyle ülkemizi ziyaret eden Japon turist sayısında hissedilir düşüş yaşandığını görüyoruz. Bunda Japon makamlarının ülkemize yönelik seyahat uyarıları ile basında çıkan olumsuz haberlerin payının büyük olduğu kuşkusuz.

Ülkemizin turistler için güvenli olduğunu Japonya’da gerek devlet yetkilileri gerek turizm sektörü temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde sık sık dile getiriyoruz. 2017 yılı Haziran ayında Japonya’ya yaptığım ziyarette bunu bizzat vurguladım. Gayretlerimizin olumlu etkilerini istatistiklerde görüyoruz. Örneğin Temmuz ayından itibaren ülkemizi ziyaret eden Japon turist sayısında ay bazında % 40’ın üzerinde artış yakaladık. Bu umut verici bir gelişmedir. Sonuç olarak, turizm iki ülke halklarını birbirine yaklaştıran değerli bir araçtır. Bunu güçlendirmeye yönelik gayretlerimiz artarak sürecektir.

Ülkemizin, eşsiz tarihi ve kültürel zenginliklerimize özel ilgi duyan Japon halkı tarafından ziyaret edilmesi önemlidir. Japon halkının bu zenginlikleri daha yakından tanıması, ülkelerimiz arasındaki kültürel bağları da güçlendirmektedir.

5. İki ülke arasındaki mevcut ticari ilişkilerde ülkeniz aleyhine daha çok tek yönlü bir durum söz konusu. Örneğin, Japonya’ya ihracat rakamlarınız yaptığınız ithalatın yanında bir hayli zayıf kalıyor. Bu durumun aşılması yönünde görüşünüz nedir?

Ülkelerimiz arasındaki ticaret hacminin geçtiğimiz on yılda güçlü bağlarımız sayesinde büyüdüğünü görmekteyiz. 2016 yılında ikili ticaret hacmimiz bir önceki yıla oranla %25 artarak 4,3 milyar ABD Doları civarında kaydedilmiş olsa da bunun sadece 354 milyon dolarlık kısmını Türkiye’nin Japonya’ya olan ihracatı oluşturuyor. İkili ticaretimizin daha dengeli bir şekilde geliştirilmesi bizim için en önemli konulardan biridir.

Bu itibarla, müzakereleri süren Türkiye-Japonya Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın (EOA) bir an evvel sonuçlandırılmasını diliyoruz. Böylelikle iki ülkenin birbirini tamamlayan yönleri ön plana çıkartılarak Türkiye’nin Japon pazarındaki varlığı ve payı artacaktır.

Diğer taraftan, ısrarlı çalışmalarımız sonucunda 29 Eylül 2017 tarihi itibariyle Türkiye’nin Japonya’ya kanatlı eti ihracatına ilişkin izin verilmiştir. Japonya’nın dünyanın en büyük kanatlı eti ithalatçılarından biri olduğu göz önüne alındığında ikili ticaretimizi dengelemek için bu sektörden büyük bir ivme beklemekteyiz.

6. Antalya/Alanyalı olduğunuzu biliyoruz. Dünyanın en büyük narenciye alıcılarından Japonya’ya düzenli olarak ne zaman narenciye satmaya başlayacaksınız? Japonya ile bu konudaki müzakerelerde mevcut durum hakkında gelinen aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Japonya bir ada ülkesi olmasından ötürü zirai karantina tedbirlerini sıfır toleransla uyguluyor. Bu sebeple, başta kiraz ve turunçgiller olmak üzere Türk menşeli meyvelerin Japonya’ya ihracatının başlatılabilmesi için resmi bir komite kuruldu ve bilimsel veriler ışığında birçok çalışma yürütüldü. Sonuçta 2011 yılı Ocak ayında greyfurt ihracatının, 2014 yılı Şubat ayında ise limon ihracatının önü açıldı.

Böylelikle 2011 yılından beri Türkiye’den Japonya’ya narenciye ihracatı gerçekleştiriliyor olsa da sevkiyat sürecinde soğuk uygulamanın yan etkileri sebebiyle Japonya’ya yönelik ihracatımızda istikrarlı bir artış eğilimi tesis edilemedi. Fakat bu komite tarafından soğuk uygulama sıcaklığının yükseltilmesi amacıyla küçük ölçekli denemeler yürütülmektedir. Japonya Tarım, Balıkçılık ve Ormancılık Bakanlığı yetkilileri ile sürekli bilgi alışverişi içindeyiz. İki tarafı da tatmin edecek bir sonuca ulaşıldığında Türkiye’den Japonya’ya daha çok narenciye sevkiyatı gerçekleştirilebilecektir.

7. İki ülke arasındaki dostluğun temellerine dönecek olursak; Ertuğrul Fırkateyni vakası daha çok bilinmesine karşılık, Japonya’da herkesin bildiği Türkiye Cumhuriyeti’nin Tahran’dan tahliye ettiği Japon vatandaşlar konusu Türkiye’de neredeyse hiç bilinmiyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin Tahran’dan tahliye ettiği Japon vatandaşları konusu Türkiye’de hiç bilinmiyor demek haksızlık olur. Fazla bilinmiyor diyebiliriz. Bu alanda üzerimize düşen neyse yapmamız lazım. Bu konuda yapılacak belgeseller desteklenebilir. Ülkemizin yakın tarihindeki bu alicenaplığı Japonlar kadar Türk halkı da iyi bilmeli.