#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kıbrıs Rum “Fileleftheros” Gazetesine Verdiği Mülakat, 21 Mayıs 2017

FİLELEFTHEROS : Türkiye’nin bölgemizde nasıl bir rol oynadığı kanısındasınız?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU : Türkiye önde gelen bir insani yardım donörü, aktif bir güvenlik sağlayıcısı ve girişimci ve insani bir aktördür. Hedefimiz, bir barış ortamında güvenli, emniyetli ve refah içinde yaşamaktır. Çok şeyler başardık ve dahasını da başarmak arzusundayız. Türkiye şu anda, dünya genelinde ekonomik refah düzeyi geniş çapta saygı görmüş bir G20 ülkesidir. Temel ilkemiz, Yurtta Barış Dünyada Barış’tır. Yurtta ve dünyada refahı da buna katarsanız, o zaman hedeflerimizi ve politikalarımızı daha iyi anlayacaksınız. Çevre bölgelere yakından bakarsınız, Türkiye’nin bölgesindeki birçok zorluğun çözümüne olumlu katkıda bulunduğunu göreceksiniz. Size bir kaç örnek vereyim. Türkiye, savaştan kaçan yaklaşık 3 milyon Suriyeli için güvenli bir bölgedir ve halihazırda onlar için 25 milyar dolar harcamıştır. İnsani yardımlar konusunda, dünyadaki en cömert ulus haline geldik. Geçen sene Türkiye’de düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi bu gerçeğin kabul gördüğünün bir göstergesidir. Türk diplomasisi ayrıca Suriye’deki anlaşmazlığa barışçıl bir çözüm bulma çalışmalarında çok aktiftir. Benzer şekilde, hem normatif hem de operasyonel seviyelerde terör felaketiyle mücadelede öncü bir rol oynamaktadır. Bir yandan, medeniyetlerin çatışması görüşüne karşı çıkan bir dünya görüşünü benimsiyoruz. Aynı zamanda, Türkiye, 2.000 kilometrekare Suriye toprağını teröristlerden temizleyerek DEAŞ gibi terör örgütleriyle nasıl mücadele edileceğini göstermiştir. PKK/YPG ve FETO terörüne karşı mücadelemiz de kararlılıkla devam etmektedir. Bunlar, Türkiye’nin bölgesel güvenliğe ve istikrara somut katkılarının örneklerinden sadece birkaçıdır. Ancak esas nokta açıktır: Türkiye’nin girişimci ve insani politikası bölgede olumlu bir etki yaratmaktadır. Bir yandan barış ve refah dinamiklerini güçlendirirken, yıkıcı politikalara ve taraflara karşı durmaktadır. Nihai hedefimiz, bölgesel bir barış ve istikrar toplumu ve Olimpiyatlara yakışan bir birlik ruhu oluşturmaktır.

Kıbrıs Rumları Türkiye’nin Kıbrıs sorununun anahtarını elinde tuttuğuna, yalnızca çözüm için işbirliği sergilemeniz halinde sorunun çözüleceğine ve esas meselenin Kıbrıs Türkleriyle müzakere etmek olmadığına inanmaktadır.

1960 Ortaklık Devleti’ni kuran antlaşmaların beş tarafı bulunmaktaydı. Dolayısıyla Ada’da ortaya çıkacak yeni durumun hayata geçirilmesi hususunda ortak bir sorumluluğumuz vardır. Şu anda Ada’daki iki tarafın yapması gereken, üç Garantör Devletle birlikte kapsamlı bir çözüme ulaşılabilmesini teminen yeterli ilerleme sağlamaktır. Türkiye, Ada’da adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisi için daima azami gayret göstermiştir. Herkesin üzerine düşeni yapması halinde, olumlu ve yapıcı bir rol oynamaya devam edeceğimiz hususunda müsterih olunuz. Kıbrıs Rumlarının Annan Planı’nı reddettiği 2004 senesinde, dönemin Başbakanı olan Sayın Cumhurbaşkanımızın Kıbrıs meselesinin çözümünde hep "bir adım önde" olma sözü verdiğini hatırlayınız. Yapmakta olduğumuz tam olarak da bu. Kıbrıs Türk tarafını müzakerelerde yapıcı duruşlarını muhafaza etmeleri için sürekli teşvik ediyoruz. Mevcut sürecin ilk defa başladığı 2008’den bu yana, farklı Kıbrıs Türk liderleri çözüme yönelik siyasi iradeyi sürdürdü. Son on yılda farklı siyasi geçmişlerden gelen üç Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı görev yapmış ve her biri müzakereleri başarıyla sonuçlandırmak için aynı kararlılığı göstermiştir. Bunda Türkiye’nin desteğinin ve yapıcı teşvikinin oynadığı rol yadsınamaz. Ayrıca, müzakereleri tekrar canlandıran, Liderlerin 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Açıklamasının sonuçlandırılmasına da katkıda bulunduk. Her iki tarafın müzakerecilerinin, o ay içinde Atina’ya ve Ankara’ya karşılıklı ziyaretler düzenlenmeleri bizim fikrimizdi; esasen, Müsteşar düzeyinden daha üst bir düzeyde kabul edilmelerini de tercih ederdik. Türkiye ve Yunanistan Başbakanlarının Ada’nın önce Güneyine, sonra Kuzeyine ortak üst düzey ziyaretler düzenlemelerini sürekli teklif eden de yine Türkiye’ydi. AKEL Genel Sekreteri Sayın Kyprianou’yu Ocak 2016’da İstanbul’da bizzat kabul ettim. Kendisiyle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde birlikte çalıştım ve iyi arkadaşımdır. Aynı ziyaret sırasında, o zamanki Başbakanımız da kendisini kabul etti. Sonuncusu ve en önemlisi, hem Cenevre’de geçtiğimiz Ocak’ta düzenlenen Kıbrıs Konferansı’nda hem de Mont Pèlerin'deki takip eden Çalışma Grubu toplantılarında çok yapıcı bir tutum sergiledik. Yani gerçekler herkesin göreceği şekilde ortada. Sonuç olarak, Annan Planı da dahil olmak üzere on yıllar boyunca BM himayesindeki sayısız çözüm girişimini reddeden Kıbrıs Türkleri veya Türkiye değil, Kıbrıs Rumları olmuştur. Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs Türklerini eşit siyasi ortakları olarak görmekten alıkoyan nedir? Uygulanabilir ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılması önemli değil midir? Biz Türkiye olarak çözüm sürecine tam destek vermeye kesinlikle devam edeceğiz.

Her zaman Kıbrıs Rumlarının bir adım önünde olduğunuzu söylüyorsunuz, ancak Kıbrıs sorununun bir çözümü bulunamadı, neden böyle oluyor ve neden etkili bir şey yapmıyorsunuz?

Esasında, çözüm sürecini sayısız girişimle devam ettirdik. Kıbrıs meselesine henüz çözüm bulunamamasının asıl nedeni, Kıbrıs Rum tarafındaki siyasi irade eksikliğidir. Kıbrıs Rum yönetiminin çözüme yönelik girişimleri kabul etmeyi devamlı olarak reddetmesinin bizde yarattığı derin hayalkırıklığını anlayabilirsiniz. Eski Dışişleri Bakanlarınızdan Sayın Rolandis, yaklaşık 10 yıl önce, Kıbrıs Rum tarafının reddettiği tekliflerin uzun bir listesini içeren bir makale yayınladı. 1958 Macmillan Planı, 1964 Acheson Planı, 1975 İki Toplumlu Düzenleme, 1983 Perez de Cuellar Göstergeleri, Boutros-Ghali'nin 1992 Fikirler Dizisi, 2004 Annan Planı bunlardan sadece birkaçı. Şu anda liste daha da uzun. Türkiye çözüme ulaşılması için elinden geleni yapmaktadır. Ancak ne pahasına olursa olsun çözüm peşinde olduğumuzu da düşünmeyin. Kanaatimce, Kıbrıs Rum tarafının durumu sürekli yanlış yorumladığı nokta da bu. Müzakere edilmiş bir çözüm her iki tarafın ödün vermesine dayalı olacaktır. Kıbrıs Türk tarafı uzlaşma yönündeki istekliliğini gösterdi. Şimdi top kesin olarak Kıbrıs Rum tarafındadır.

Çözümün önündeki ana engelin, Türkiye’nin askeri birlikleri yerinde tutma ve tek taraflı olarak müdahale etme hakkına sahip olma konusundaki ısrarı olduğunu hepimiz biliyoruz ve buna inanıyoruz, bu 21. yüzyılda AB üyesi bir ülke için tamamiyle uygunsuz ve çağdışı değil midir?

Çözüm istiyorsanız, neden Türk ordusunu çekmiyorsunuz?

Kıbrıs meselesine ilişkin olarak askerin çekilmesi ve garantilerin kaldırılmasını içeren bir anlaşmayı kabul ediyor musunuz?

“Bir gram önlem alınması, daha sonra tedavi etme yoluna gitme durumunda kalınmasından daha iyidir.” Öncelikle herşeyin yolunda gittiğinden emin olmak zorundayız çünkü bunun alternatifi, uzun vadede pek çok sorunun yaşanması anlamına gelebilir. Türk askerinin orada bulunmasının bir sebebi var.1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Rumları 1960 Ortaklık Devletini yıkmış, Kıbrıs Türklerine karşı etnik temizlik faaliyetlerini başlatmış ve enosisi gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Ada’da dökülen kan, ancak Türkiye’nin müdahalesinin ardından son bulmuştur; ayrıca, Güney Kıbrıs’a demokrasiyi esasen yeniden getiren gelişmeninde Türkiye’nin müdahalesi olduğunu hatırlatmak isterim. Ne yazık ki, 1963-1974 olaylarına ilişkin hafıza kaybı, Kıbrıs meselesinin dostane bir şekilde çözümüne yönelik tüm girişimlere darbe vurmuştur. Ve hepsi bu kadar da değil: Ada’nın kuzey tarafında Türk güçlerinin bulunması, 40 yılı aşkın bir süredir yeni çatışmaların patlak vermesini engellemiştir. Bugün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki kamuoyu yoklamaları, Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğunun Türk garantilerini içermeyen bir çözümü kabul etmeyeceğini açıkça göstermektedir. Kıbrıs Rumlarının sebep olduğu geçmiş travmalar göz önünde bulundurulduğunda, onları kimse suçlayamaz. Açıkçası, bu tür olayların tekrarını önlemek için gerekli tedbirler alınmadığı müddetçe hiçbir uzlaşma sürdürülebilir olamaz. Mevcut Garanti ve İttifak Antlaşmaları, Ada’nın gelecekteki istikrarı için sağlam bir çerçeve oluşturmaktadır. Gelecekteki bir ortaklık devletinde, anayasal düzene ve Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğine saygı duyulduğu müddetçe, Türkiye’den korkulmasını gerektirecek bir durum olmayacaktır. Ayrıca, Doğu Akdeniz’de günümüzde çok sayıda güvenlik sınaması vardır. Bu nedenle, Ada’daki Türk askeri mevcudiyeti, dış tehditlere karşı ihtiyaç duyulan güvenliği tüm Ada için sağlamaya devam edecektir.

Kıbrıs Rumları, günümüz dünyasında, Avrupalı olarak seçimlerini yaptıklarına inanıyorlar ve gündemlerinde enosis olduğunu iddia etmeye çalışmanızın tamamen garip olduğu kanısındalar.

Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı'nın defalarca söylediği gibi, kimse Kıbrıs Rumlarının çoğunluğunun enosis istediğini düşünmüyor. Konu bu değil. Mesele, aşırı sağcı ELAM (Rum Ulusal Halk Cephesi) gibi bir partinin parlamentonuzu gasp etmesine izin verilmesidir. Bu üzücü değil midir? Kendinizi Kıbrıs Türklerinin yerine koymayı deneyin. İki tarafın siyasi eşitliğini temel alan kapsamlı bir çözümü müzakere ediyorsunuz. Yeni bir ortaklığa yönelik olarak iyi niyetle çalışıyorsunuz. Yaklaşık 50 yıllık bir müzakere süreci sonrasında bile, böyle bir ortaklık konusunda umudunuzu yitirmemişsiniz. Ve sonra, bu son turdaki iki yıllık müzakerelerin ardından, bu kadar çok ilerlemenin ardından, Kıbrıs Konferansı’nın ardından – müstakbel ortağınız aniden devlet okullarında enosisi anmak istediklerini beyan ediyor! Bunun sizin kulağınıza nasıl geldiğini bilmiyorum ancak Kıbrıs Rum tarafının niyetlerine ilişkin hiçbir teminat vermiyor. Tam aksine, tüm edişeleri haklı çıkarıyor. Kıbrıs Türkleri ne düşünmeli? Gerçekten böyle bir hareketin karşılıklı güven ve itimatı güçlendirdiğini düşünüyor musunuz? Hayır, Kıbrıs Rum tarafı imkansız Panhellenik bir rüyanın anısını canlı tutmak yerine okul çocuklarına Ada’yı Kıbrıs Türk ortaklarıyla paylaşma yollarını öğretmelidir. İlaveten de, Kıbrıs’ta yaşanan tüm acıların temelinde zaten enosis güdüsünün yattığını hatırlayın.

Neden dört özgürlük konusunda ısrar ediyorsunuz, bu sizin Avrupa Birliğiyle olan ilişkinizle alakalı değil, neden Kıbrıs sorunu kapsamında tartışılmalı?

İkimiz de Kıbrıs’ın çok özel bir mesele olduğunu biliyoruz. Yönetiminizin herhangi bir diğer AB üyesine benzediğine gerçekten inanıyor olamazsınız. 1960 Cumhuriyeti kurulduğunda, Yunanistan ve Türkiye arasında, Kıbrıs Rumlarıve Kıbrıs Türkleri arasındaki iç dengeyi yansıtan dış bir denge kurulmasına önem verilmiştir. Yunanistan ve Türkiye, ortaklık Cumhuriyetinde en ziyade müsaadeye mazhar devlet statüsünden yararlanmaktaydılar. Annan Planı’nı reddetmenize ragmen 2004’te tek taraflı olarak AB üyeliğine alındınız, ancak bu talihsiz durum Kıbrıs meselesinin temel parametrelerinin değiştiği anlamına gelmemektedir. Ada’yla sınırlı kalmak koşuluyla Türk ve Yunan vatandaşlarına eşit muamele sağlanması, Kıbrıs’taki iki anavatan arasında dış dengenin korunması için halen gereklidir. Ayrıca çözümün sürdürülebilmesi için de ekonomik bir gereklilik arz etmektedir. Bu nedenle, kapsamlı çözüm bir parçası olmak zorundadır. Bunun başka bir yolu yoktur.

Birçok kişi, Mustafa Akıncı'nın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik net bir vizyona sahip olduğunu ancak Ankara'nın müdahale ettiğini ve bunu gerçekleştirmesi için ona yardım etmediğini ileri sürüyor.

Ankara’nın müzakerelere devam etme görev ve sorumluluğunu Mustafa Akıncı ve iştirakçilerine verdiği, ancak aynı zamanda bir B planını, yani daha önce su ve elektrik konularıyla başlamış olan Kuzey Kıbrıs’ın entegrasyonuna yönelik faaliyetleri uygulamak için harekete geçtiğiniz söyleniyor. Bu sene bir çözüm bulma ihtimali ne kadar mümkün ve bu ihtimal hangi faktörlere bağlı?

Lütfen geçmişte tüm çözüm girişimlerini hangi tarafın reddettiğini hatırlayın. Kıbrıs Türk tarafı mı reddetti? Hayır. Daha önce söylediklerimi yeniden vurgulayayım: Kıbrıs Türkleri, Türkiye’nin desteğiyle, sürekli olarak adil ve kapsamlı bir çözüme varmaya çalışmıştır. Kıbrıs Türk tarafı gibi Türkiye de Kıbrıs’ta çözüme ulaşılmasını samimiyetle arzu etmektedir. Amaçlarımız aynıdır. Yeni bir ortaklık yönünde iyi niyetli çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ada’yı barış, istikrar, işbirliği ve ekonomik refah sahasına dönüştürmek istiyoruz. Bugün, Ada’daki mevcut statüko her iki taraf için de kabul edilemezdir. Etnik gerilimlerin olmadığı yeni, müreffeh bir Kıbrıs’ın ilgili tüm taraflarca memnuniyetle karşılanacağına inanıyoruz. Bu nedenle Kıbrıs Rum tarafında halen siyasi iradenin olmaması bizi şaşırtıyor. Fırsat penceresi hızla kapanmakta ve 50 yıllık müzakerelerin ardından bu bizim şu anki son şansımız. Kapsamlı bir çözüm, kazan-kazan durumunu beraberinde getirecektir. Ama daha açık konuşmama müsaade edin: Kıbrıs Rumlarının bir adım ileriye gitmeyi istememeleri nedeniyle müzakerelerinin başarısız olması halinde, hangi tarafın daha fazla kayba uğrayacağını siz değerlendirmelisiniz. Sonuç olarak, Kıbrıs Türkleri, Türkiye’nin dostluğunu ve desteğine sahip olmaya her zaman devam edecektir. Bu nedenle belki de Kıbrıs Rum liderleri, rasyonel ve soğuk kanlı bir çıkar-maliyet analizi yapmaya zaman ayırmalı ve hangi hareket tarzının kendilerine uzun vadede faydalı olacağına karar vermelidir. Ayrıca, su ve elektrik alanında bağlantı sağlanması ne zamandır kötü bir şey? Eğer kötü bir şeyse, dünyadaki ulus devletlerin yarısı birbirleriyle işbirliği yapmaya son vermelidir.

Türk tarafının Temmuz sonundan önce yeni bir Kıbrıs Konferansı arayışında olduğu doğru mu?

Yeni bir Kıbrıs Konferansı’nın düzenlenmesi, sadece ilk dört müzakere başlığında, yani Yönetim ve Güç Paylaşımı, AB, Ekonomi ve Mülkiyet konularında Ada’da devam etmekte olan görüşmelerde yeterli ilerleme kaydedilmesi durumunda mantıklı olacaktır. Böyle bir ilerleme sağlanmazsa, ikinci bir konferansın herhangi bir sonuç doğuracağını düşünmüyoruz.

Suçlama oyunu mu başlatıldı?

Türkiye ve Kıbrıs Türkleri iyi niyetli ve yapıcı çalışmalarına devam edecektir. Uygulanabilir bir çözüm için her türlü çabaya hazırız. Oyunu adilane oynamayı tercih ediyoruz. Suçlama oyunları, saklı gündemleri olanlar içindir.

Türkiye’nin çözüm süreci ardından Kıbrıs’ta rol oynayacağını düşünüyor musunuz?

Tabiatıyla. Çözümün ardından da anavatan olmaya devam edeceğiz. Ve Garanti sistemi yoluyla Adanın güvenliğini kuvvetlendirmeyi sürdüreceğiz. Bu nedenle, Yunanistan gibi, bizim de her zaman Kıbrıs’la özel bir ilişkimiz olacaktır. Ve ekonomik olarak da yeni ortaklık, Türkiye’nin dostluğundan ve işbirliğinden büyük fayda sağlayacaktır. Size sadece iki örnek vereyim. Tüm Ada’nın gereksinimlerinin üzerinde bir miktarda suyu temin edebiliriz. Ve Türk limanları Kıbrıs Rumlarının gemilerine açıldığında, yeni nakliye yolları ortaya çıkacaktır ve ticaret hacimleri artacaktır. Türkiye’nin dostluğunun öneminin ve faydalarının daha iyi anlaşılacağını umuyorum.

Kıbrıs'ta insanlar, Türkiye'nin güvenliğimizi tehdit eden ve bizi, deniz bölgelerimizdeki sigortaya ilişkin egemenlik hakkımızı kullanmaktan alıkoyan büyük komşu olduğuna inanmaktadır. Hukukun bakış açısına göre Türkiye’nin bu davranışını nasıl açıklayabilirsiniz?

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin enerji planlaması konusunda, Kıbrıs sorununu çözmeye çalışmak ve sonra işbirliğini görüşmek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğal zenginliklerini sermayeye çevirmeye ilişkin egemenlik hakkını sorgulamaktan daha iyi değil mi?

Enerji barış veya savaş için katalizör olabilir mi ve hangi şekilde olabilir?

Hakkaniyetli bir çözüm elde etmek amacıyla, karşı veya komşu kıyılardaki devletler arasındaki kıta sahanlığının sınırlandırılması anlaşma ile gerçekleştirilmelidir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu temel uluslararası hukuk ilkesine aykırı hareket etti ve Türkiye’nin kıta sahanlığını ihlal edecek şekilde tek taraflı olarak deniz yetki alanlarını ilan etti. Doğu Akdeniz’deki hayati önemi haiz menfaatlerine meydan okunurken Türkiye’nin öylece oturup izlemesini mi bekliyordunuz? İşbirliği konusuna gelince, size şunu hatırlatayım: Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Rumlarını defalarca Ada’nın doğal kaynaklarından ortak bir şekilde istifade etmeye davet etti. Örneğin, bir geçici komisyon ve olası gelirler için bir emanet hesabı oluşturulmasını önerdiler. Ancak sizin tarafınız halen onların Ada’nın ortak sahipleri olduğunu kabul etmeyi reddediyor. Ve bu şekilde davrandığınız müddetçe, tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerinizde zorluklarla karşılaşacaksınız. Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı bir çözümün, aynı zamanda, adanın hidrokarbon kaynaklarını özgürce keşfetme ve kullanma imkanını beraberinde getireceğinin farkına varması gerekiyor. İyi niyetin bir ödülü olduğu gibi, uzlaşmazlığın da bir bedeli var. Genel olarak da, enerjiyi işbirliği için bir araç olarak algılıyoruz. Bununla birlikte, enerji tek başına devam etmekte olan bir uyuşmazlığı çözüme dönüştüremez. Kıbrıs meselesi değinilen sorunun tipik bir örneğidir.

Türkiye’nin Ege’de veya Kıbrıs’ta sıcak bir gelişme peşinde olduğuna ilişkin endişeler var, bu Türkiye’nin mantığı dahilinde midir? Türkiye’nin Yunanistan ve Kardak’ta sıklıkla yaşanan ihlallerdeki amacı nedir?

Bu endişeler tamamen asılsızdır. Türkiye kimseyi kışkırtmamaktadır. Aksine, provakosyonlara cevap veriyoruz. Ada’nın genelindeki hidrokarbon faaliyetlerinizi örnek alalım. Bu tek taraflı faaliyetlerin, Ada’nın ortak sahipleri olan Kıbrıs Türk halkının doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını gözardı ettiğini sürekli vurguluyoruz. Önceki yıllarda benzer faaliyetlerin kapsamlı çözüm müzarekerelerinin başarız olmasına yol açtığını biliyorsunuz. Bununla birlikte Kıbrıs Rum tarafı halen hidrokarbon şirketleriyle keşif ve kullanım anlaşmaları yapmayı tercih ediyor ve Temmuz’da sondaj yapılmasında ısrar ediyor. Sonra da Kıbrıs Türkleri harekete geçmek durumunda bırakılınca birden endişe beyan etmeye başlıyorsunuz. Ancak size az önce söylediğim gibi, Kıbrıs Türkleri ortak hidrokarbon faaliyetlerinde işbirliği yapmak için farklı yollar önerdi ve sizin tarafınız bu girişimleri reddetti. Sonuç olarak, amaç gerginliğe yol açmak değil. Size verilen mesaj yeterince açık olmalı: Ada’da ve bir bütün olarak Doğu Akdeniz’de kapsamlı bir çözümün getirebileceği kazan-kazan temelli ekonomik işbirliği olasılığını nihayetinde kavramak durumundasınız. Adımlarınızı bu hedefi aklınızda tutarak planlamalısınız. Sanki Kıbrıs Türklerinin bu doğal kaynaklara ilişkin hiç talebi yokmuş gibi tek taraflı girişimlerde bulunmak sizi hiçbir yere götürmeyecek. Gerçekten yeni bir ortaklık istiyorsanız, paylaşmaya razı olmalısınız.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji rolü nedir?

Türkiye, bölgede geniş ve gelişmekte olan bir pazardır. Ayrıca enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında en kısa ve en güvenli rotadır. Biz bölgedeki herhangi bir enerji projesini üç kritere dayalı olarak olumlu yönde değerlendirmeye hazırız. Öncelikle, öngörülen proje ekonomik açıdan uygulanabilir olmalıdır. İkinci olarak, tüm taraflara kazan-kazan çözümleri getirmelidir. Son olarak, proje bölgede ve ötesinde barış ve istikrara katkıda bulunmalıdır. ​

Yunanistan’la ilişkiniz de gerilim mevcut, bu durum Kıbrıs meselesini olumsuz yönde etkiliyor mu?

Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişki, bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasında her zaman önemli olmuştur. Yunanistan’la ilişkilerimizi olumlu bir gündemle sürdürüyoruz. Bu nedenle sorunuzu tersine çevireyim: Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm Türk-Yunan ilişkilerinde kesinlikle olumlu bir etki yaratacaktır.

Türkiye halen Avrupa Birliği’ne katılmayı hedefliyor mu?

AB üyeliği bizim için hala bir öncelik. 1963 Ortaklık Anlaşması'na dayanan AB ile olan ilişkilerimiz, Gümrük Birliği ve katılım müzakereleri gibi bir çok önemli katmandan oluşmaktadır. Türkiye’nin vicdanı rahattır. 60 yıldır, katılıma giden yolda çok çalıştık. Ancak, AB tarafının çifte standardı, diyaloğu yıprattı ve Türk kamuoyundaki hayalkırıklığını arttırdı. Her zaman, katılım müzarekelerinin tamamen teknik bir temelde yürütülmesi gerektiğinin ve siyasi tıkanmaların bundan böyle engel teşkil etmemesi gerektiğinin altını çizdik. AB'nin taahhütlerini yerine getirmesini ve güven krizinin üstesinden gelmek için olumlu somut adımlar atmasını bekliyoruz.