#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun İtalya'da yayınlanan La Stampa’ya verdiği mülakat, 25 Mayıs 2017

LA STAMPA : Sayın Çavuşoğlu, Türkiye açışından AB katılım sürecinde bir yeniden konumlama sözkonusu olabilir mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU : Brüksel’de yapılacak görüşmeler gerçekten çok önemli olacak, fakat tabii ki bunun için Avrupa Birliği’nin de temsilcileri aracılığıyla samimi bir tavır sergilemesi gerekiyor. Bu, bizim açımızdan temel bir unsur teşkil etmektedir. Türkiye, büyük bir irade ortaya koymakla ve AB üyeliğini stratejik hedef olarak görmeye devam etmekle birlikte, bazı şüphelerimiz ve çekincelerimiz de var: 60 yıllık bir bekleyişten ve toplamda yalnızca 18 faslın açılabildiği 12 yıllık bir müzakere sürecinden bahsediyoruz; bu noktada Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin katılımı konusundaki gerçek düşüncesini bilmek arzusundayız.

Bu süreç kapsamında çeşitli engellerle karşılaşıldığını kabul edeceksiniz…

Evet, ancak, bunların teknik değil siyasi nitelikteki engeller olduğu görüşündeyiz.

Sizce bu engeller nelerdir?

Yalnızca Kıbrıs meselesi değil, aynı zamanda diğer bazı ülkelerin de Türkiye’nin tam üyeliğine karşı oluşu ve AB politikalarını bu bağlamda etkilemeyi başarmalarına bağlı siyasi engeller sözkonusu. Yapıcı tutumumuza karşılık samimiyet, dürüstlük ve çifte standartların ortadan kaldırıldığı bir yaklaşım bekliyoruz.

Süreçte son dönemde karşılaşılan engellerin başında, şüphesiz anayasa değişikliği halk oylamasından sonra gündeme gelen idam cezasının yeniden uygulanması ihtimali geliyor. Bildiğiniz gibi bir süre önce Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasına karar verildi. Bu durum sizi endişelendirmiyor mu?

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde yaptığım konuşmada bu konudaki görüşlerimi ayrıntılı biçimde dile getirmiştim. Bir kez daha tekrar ediyorum: bu gelişmenin nedeni üzerine tartışmalıyız. Neden Türkiye’de idam cezasının geri getirilmesi tartışılmaya başlandı? Avrupa, bu talebin ardındaki dinamikleri ve Türk halkının, tüm Türk milletinin geçtiğimiz yılın Temmuz ayında gerçekleştirilen darbe girişimi sonrası yaşadığı travmayı anlamaya çalışmak yerine, idam cezasına ilişkin tartışmaları katılım sürecinin sonraki aşamalarına yönelik bir eleştiri ve tehdit unsuruna dönüştürmeyi tercih etti.

Avrupa tarafında bir idrak eksikliği olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Türkiye’de, yaşanan derin travmanın yeterince anlaşılmadığı hissinin uyandığını ve karşı karşıya kaldığımız bu idrak eksikliğinin Türk kamuoyunda tepkiye yol açtığını söyleyebiliriz. Tabii ki idam cezası konusu, Parlamentomuz zemininde tartışılacak ve referanduma gidilip gidilmeyeceği ancak Parlamentodan geçmesi halinde bir karara bağlanacaktır.

AB katılım müzakerelerinin durdurulmasına ilişkin bir referandum ihtimali de Türk tarafının bu yönde açılım göstermediği şeklinde yorumlandı. Ayrıca insan hakları ihlalleri de Avrupa kamuoyunu hayli tedirgin ediyor. Bu tepkilere yanıtınız nedir?

Katılım sürecinin durdurulması konusundaki tavrımızı ifade etmek gerekirse, biz kapıda bekliyoruz fakat Avrupa bizi içeri almak istemiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız da konuya ilişkin olarak “Biz artık sizden somut bir karar bekliyoruz çünkü hak etmediğimize inandığımız bir muamele görüyoruz,” ifadesini kullanmıştı. Bu noktada anlamamız gereken şudur: Avrupa bizi istiyor mu, yoksa istemiyor mu?

Göç mutabakatının, gelinen nokta itibarıyla hangi ölçüde başarılı olduğunu söyleyebilirsiniz? Türkiye tarafından uygulanan geri kabullerin yetersiz olduğunu iddia edenler var…

Geçtiğimiz yılın Mart ayında imzalanan anlaşma şüphesiz işbirliğimizi güçlendirdi ve Yunan Adaları’na doğru yasadışı göçlerin %99 oranında azalmasına neden olarak, somut bir sonuç elde edilmesini sağladı. Geri kabul anlaşmasının uygulanması açısından bizim tarafımızda herhangi bir sorun yok. Türkiye’nin düzensiz göçle mücadele bağlamında uygulamaya koyduğu tedbirleri daha da güçlendirmesiyle birlikte, pek çok kişi artık deniz yoluyla yasadışı geçişlere kalkışmıyor. Bunun da somut bir sonuç teşkil ettiği kanısındayım.

AB ile sağlanan göç mutabakatının diğer konularda olumlu bir bilanço sergilediğini söyleyebilir miyiz?

Göç konusunda genel olarak ilkeli bir yaklaşım sergilememiz gerekiyor. Yeni fasılların açılacağından bahsetmiştik fakat böyle olmadı; aynı şekilde, üzerinde konuştuğumuz vize serbestisi de henüz hayata geçmedi. AB tarafının üzerine düşen sorumlulukları alması konusunda ısrarcıyız çünkü biz payımıza düşen çabayı sergilemekte ve taahhütleri yerine getirmekte, üstelik bunu güçlü ve kararlı bir şekilde yapmaktayız. Avrupa'nın sözünde durmadığı bir diğer nokta ise meşhur 3 milyar Avroluk meblağ ki bunun yalnızca 700 milyonunu kullanabilmiş durumdayız. Suriyeli göçmen ve sığınmacıların yaşam koşullarını daha da iyileştirebilmek adına taahhütlerimizi yerine getirebilmemiz için geri kalanının da gecikmeksizin elimize ulaşması çok önemli.

Öncelik alanlarınız hangileri?

Gerçekten de devasa boyutlarda bir krizden bahsediyoruz – yalnızca eğitim alanındaki acil durumu düşünürsek, Suriyeli koca bir genç neslin temel eğitim garantisinden mahrum kalması riskiyle karşı karşıyayız ve Türkiye’nin bu duruma tek başına göğüs germesi mümkün değil. Aynı zamanda aşırıcı akımlara karşı mücadelede en ön saflarda yer aldığımızın da unutulmaması gerekiyor. Bu nedenle çifte standardın ortadan kaldırılmasını istiyoruz, gösterdiğimiz çabanın takdir edildiğini görmeyi önemsiyoruz. Ayrıca bu bağlamda AB’den de destek görmek istiyoruz çünkü terörist eylemler gerçekleştiren bazı kişilerin Avrupa içerisinde serbest biçimde dolaştıklarını, eylemlerine devam ettiklerini ve birçok durumda destek dahi gördüklerini biliyoruz. AB’nin tarafımızla işbirliğini artırması arzusundayız çünkü terör tüm insanlığa karşı işlenen bir suçtur.

Sizce Batı medyası, Türkiye’ye ilişkin hangi hususları anlayamıyor?

Anayasa değişikliği referandumu öncesindeki dönemde yabancı meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerde ve istişarelerde, reform paketinin içeriğine ilişkin çok yanlış ve eksik bilgilere sahip olduklarını görüyordum. Durumu kendilerine açıkladığımda ise, utançlarını gizlemekte zorlanıyor ve bu yanlış bilgileri medya kanalıyla edindiklerini ifade ediyorlardı. Bilgilendirme amacından şaşmaması şartıyla, medyanın toplumların geleceği açısından önemli rol oynayan bir aktör olduğuna inanıyorum. Eleştirilere evet, ancak, ideolojik önyargılara hayır.

Manchester’da yaşananların ardından Avrupa şok içinde, Türk halkı DEAŞ’ın bu son saldırısına nasıl tepki gösterdi?

Türkiye dünyada terör eylemlerinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldığından, bu acıyı kimse bizim gibi anlayamaz ve paylaşamaz, zira her defasında saldırı nerede meydana gelirse gelsin, aynı acıyı hissetmekteyiz. Bizim için olayların hangi bölgede meydana geldiği, etnik köken ve ya da din önemli değil.

Rusya’nın Suriye krizindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın izole edilmesi hoşumuza gitmiyor; yaptırım politikalarına inanmıyoruz, nitekim ticari ilişkilerimiz kesintiye uğramış görünmemektedir. Öte yandan başından beri kabul etmediğimiz gibi, şimdi de Moskova’nın Suriye’deki politikasını kabul edemeyiz. Bu, iyi olarak tanımlanabilecek ilişkilere sahip olmamızı engellememektedir; işbirliği alanlarımızı daha da genişletmeyi arzu ediyoruz. Bunun, her konuda hemfikir olmak ve bizim mutlak öncelik olarak tanımladığımız NATO, Batı dünyası ve AB’yle ilişkilerimizi tartışmaya açmak anlamına gelmediği açıktır.

Suriye’de siyasi çözümün hala uzak olduğuna inanıyor musunuz?

Suriye konusunda, ülkenin toprak bütünlüğünü koruyacak bir siyasi çözüm için çalışıyoruz. DEAŞ’la mücadele, İtalya’nın da dahil olduğu koalisyon tarafından kararlılıkla sürdürülmektedir. Elbette, YPG milislerinin DEAŞ’a karşı savaştığını düşünmek büyük bir hatadır. YPG Rakka’da DEAŞ’la mücadeleyi değil, toprak elde etmeyi hedefliyorlar. Onları desteklemenin, terörist oluşumları desteklemek olduğunun farkına varılması gerekiyor.

Bu aşamada İran’ın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran köklü tarihi ilişkilerimizin bulunduğu bir komşumuzdur. Tabii ki, İran’ın aşırı hırsları bölge istikrarı açısından tehlike arzetmektedir; ancak, bu ülkenin izole edilmesine karşıyız. İran’ın Suriye’deki ve Irak’taki politikasını değiştirmesi gerektiği görüşündeyiz ama bu ülkeyle ikili diyalog kanallarımız açıktır. Sahada işler daha karmaşık olsa da, çeşitli düzeylerde görüştüğümüzde fikir birliği sağlıyoruz.

Sizce İtalyan Hükümeti, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini desteklemek adına neler yapabilir?

Zaten yaptıklarına ek olarak – ki gerçekten büyük bir destek vermekte – İtalya’dan Türkiye’ye karşı muhalif tavır sergileyenler başta olmak üzere diğer üye ülkelerle daha sık bir araya gelmesini ve Avrupa ülkeleri ve kamuoylarına Türkiye adına olumlu ve ikna edici mesajlar vermesini bekliyoruz.