#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarının Sorularına Verdiği Yanıtlar, 23 Şubat 2018, Antalya

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hollanda Parlamentosunun aldığı kararın hiçbir bağlayıcılığı yok, önce onu söyleyelim. Ama niye bu kararı aldılar, o başka.

Neden hiçbir geçerliliği yok? Soykırım tabiri hukuki bir tabirdir, yani siyasi jenerik bir tabir değildir, bunun zaten tanımı da bellidir, soykırım olup-olmadığına bir olayın nasıl karar verileceği de Birleşmiş Milletler tarafından da belirlenmiştir, dolayısıyla bu kararın hiçbir bağlayıcılığı yok.

Ama neden Hollanda bu kararı alma gereği duydu, neden bu popülizmin içine girdi? Maalesef Avrupa’da artan ırkçılığın, Türkiye karşıtlığının bir yansımasıdır. Hollanda zaten tüm bu aşırı akımların merkezi olmuştur ve ırkçı partiler arasında Avrupa’da da biliyorsunuz desteği her zaman artan parti de Hollanda’dadır. Dolayısıyla Parlamentonun böyle bir karar alması doğaldır, ama çok yanlıştır. Tarihle ilgili siyasetçiler kıt bilgilerle, yanlış bilgilerle esasen kararlar almamalıdır, tarihle ilgili karar almak kolay değil.

Buradan Dışişleri Bakan Vekilinin Mecliste yaptığı konuşma esasen not edilmiştir ve burada da hükümetin bu karara katılmayacağını vurgulamıştır. Ve biraz önce söylediğim gibi, bir olayın soykırım olup-olmayacağı kararını Meclis veremez diyerek adeta nasıl verileceğini de izah etmiştir. Dolayısıyla bu esasen bizim savunduğumuz tezler.

Diğer taraftan yine bu olayla ilgili, yani 1915 olayıyla ilgili, bunların inkârıyla ilgili verilen kararlar var, Fransa Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar var, ama herkesi bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da vardır.

Tabi 1 yıldır Hollanda’yla ilişkilerimiz malum bu referandum öncesi onların hukuka, insanlığa ve Avrupa standartlarına, kriterlerine, hiçbir şeye uymayan bir şekilde benim uçuş iznimizin iptal edilmesi, yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızın burada kötü bir muameleye tabi tutulması, adeta sınır dışı edilmesi, Viyana sözleşmesine tamamen aykırı bir şekilde Başkonsolosumuzun gözaltına alınması, ki zaten bu konuda da biliyorsunuz hukuki süreci de başlattık, vatandaşlarımızın üzerlerine köpeklerine salmaları vesaire, tüm bunlardan sonra ilişkilerimizde bir gerginlik oldu. Yeni Dışişleri Bakanı görevinden ayrıldı, ayrılmadan önce bazı düzeltmek için girişimlerde bulundular. Biz de kendilerine, ilişkileri düzeltmenin şartı bellidir diyerekten şartlarımızı da söyledik. Bu süreçte işte Afrin’le ilgili daha önceki Dışişleri Bakanı Türkiye’yi destekleyici bir açıklama yaptı, daha sonra değişik partilerden kendisine yönelik de çok ciddi bir baskı oldu ve ondan sonraki süreçte maalesef böyle bir negatif sürece gidildi.

Hollanda bizimle ilişkileri düzeltmek istiyorsa böyle basit şeylerle, geçerliliği olmayacak, bizi de hiç bağlamayacak, hiç kimseyi bağlamayacak daha doğrusu şeylerle uğraşmak yerine, Türkiye gibi bir ülkeyi kazanmak için ne yapacağız, bunun adımlarını atmalı, buna kafa yormalı. Ama sonuçta bu kararın bizim için de hiçbir geçerliliği yok, uluslararası hukuk bakımından da hiçbir geçerliliği yok, sadece onlar kendi kendilerini tatmin etmişlerdir.

SORU- Efendim, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bugün Suriye’de 30 günlük insani ateşkes tasarısı görüşülecek, ancak Rusya bu kararı gerçeklikten uzak olarak değerlendiriyor. Hem bu tasarıyı, hem Rusya’nın açıklamasını nasıl değerlendireceksiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Rusya ve İran özellikle Astana süreciyle beraber rejimin garantörü olmuşlardır. Astana sürecinin, daha sonra Soçi süreci de oldu biliyorsunuz, o Soçi süreci Cenevre’ye bağlandı, sonuçları itibarıyla de Anayasa Komisyonunun kurulması vesaire. Astana sürecindeki amacımız, 3’lü bir şekilde Suriye’de ateşkesi tesis etmek ve rejimle muhalif grupların çatıştığı yerlerde de çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulmasıydı; bu konuda da çok ciddi adımlar attık. Biz muhalefetin garantörüyüz, diğer taraftan İran ve Rusya da rejimin garantörü. Fakat son zamanlarda rejimin ihlalleri çok arttı, sadece hava saldırıları değil, ki bu hava saldırıları da kabul edilmez, Doğu Guta’da çocukların, kadınların öldürülmesi, yani tipik bir rejim uygulaması. Yine İdlib bölgesinde de ilerlemeler yaptılar, bunlar tamamen bizim 1,5 yıldır Rusya’yla, İran’la yaptıklarımızla ya da vardığımız anlaşmalara ters ve çelişiyor, o nedenle Rusya ve İran’ın rejimi durdurması gerekiyor.

Ayrıca, İdlib bölgesinde terörist gruplar da var, Halep’ten, Doğu Guta’dan, Homs’tan, kuşatılmış bölgelerden koridorlar açarak sadece sivillerin değil, eli silahlı terör gruplarının da buradan çıkmasına izin verdiler. O zaman ben merak ediyordum neden bıraktılar bunları diye. Sonra arkadaşlarıma da söylemiştim, yarın ileride buralara saldırmak için bu grupları bahane olarak kullanacaklar, o yüzden gönderiyorlar diye, maalesef bu da oluyor. Şimdi buralardaki bazı terörist gruplar da ara sıra ihlal ediyorlar, hatta bizim gözlemcilerimize de zorluk çıkardılar. Bu terör gruplarıyla mücadeleye birlikte devam edelim.

Esasen ateşkes, yani bugün Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunulan önerge de öyle, karar tasarısı diyelim ve diğer yaptığımız mutabakatların hepsinin çerçevesi rejimle muhalif gruplar arasındaki çatışmaların durdurulması, yani bir ateşkes. DEAŞ’la, YPG’yle, PKK’yla veya işte El Nusra’yla, diğer terör örgütleriyle ateşkes olmaz, onlarla mücadele devam edecek. Dolayısıyla bu öneriyi biz yerinde buluyoruz, çünkü son günlerde gerçekten çok ciddi ihlaller var, çok sayıda sivil insan öldü, yazıktır, günahtır ve çatışmaların başladığı günden bu yana da sadece Doğu Guta bölgesinde onbinlerce insan öldü, yeter artık, bu insanlar ölmesin.

Ayrıca, siyasi süreci başlattık, siyasi sürecin de sağlıklı işlemesi için, sekteye uğramaması için sahada ateşkesin olması lazım. Bir tarafta sahada gruplar çatışırken, diğer tarafta masada anayasayı, seçimi veya seçim kanunu veya başka bir siyasi konuyu müzakere edemezler. Önce sahada ateşkes dursun, dolayısıyla bu ateşkes konusunda Rusya’nın da duyarlı olması lazım, ama garantör olarak her ülkenin de daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.

Teşekkürler.