#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Basın Mensuplarının Sorularına Verdiği Cevaplar, 26.04.2017, Taşkent

SORU- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi kritik bir karar aldı. Tekrar siyasi denetim sürecine giriyoruz. Nasıl değerlendirirsiniz bu kararı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esasen bu kararın çok önemi yok. Neden önemi yok, bu karar siyasi bir karardır. Düne kadar Türkiye denetim sonrası diyalog sürecindeydi. İki raportör vardı, bu iki raportör düzenli bir şekilde ne zaman isteseler Türkiye’ye geliyorlardı. Biz de yakın işbirliği içinde olduk. Türkiye’yle ilgili her konudaki bilgileri kendilerine verdik ve raporlarını hazırlayıp Meclise de, Komisyona da sunabiliyorlardı. Şu anda denetim sürecine tekrar alınmasıyla denetim sonrası diyalog sürecindeyken yapılan işler arasında hiçbir fark yok, aynı şeyler yapılacak. Ama bu aldıkları karar siyasi karar olduğu için, bundan sonra aynı işbirliğini göremeyecekler. Türkiye’yi cezalandırmak için bunu yaptılar, biz bunu biliyoruz ve özellikle Avrupa ülkelerindeki artan ırkçılığın, Türkiye karşıtlığının, İslam karşıtlığının bir yansımasıdır. Sadece Türkiye karşıtlığının değil, terör örgütüne sempati duyan, PKK terör örgütünü terör listesinden çıkarmaya çalışan milletvekillerinin de bir çabasıdır. Bu milletvekillerini AGİT gözlem heyeti, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nden katılan milletvekillerinin de Türkiye’de bu gözlem heyetine üye olarak neler yaptığını gördük. Bizzat PKK’ya destek veren, PKK’nın paçavralarıyla fotoğraflar veren, PKK’ya destek toplantılarına katılan, Türkiye’ye geldikten sonra da “hayır” kampanyalarına katılıp destek veren insanlar. Bunlardan objektif, tarafsız gözlemci olmaz, dolayısıyla bu rapor da taraflı bir rapordur.

Türkiye her zaman şunu söylüyor, hem Avrupa Birliği’ne, hem Avrupa Konseyi’ne, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne: Türkiye’yle ilgili yazdığınız raporlar, aldığınız kararlar objektif, dengeliyse biz buna saygı duyarız, bundan da faydalanırız. Ama kasıtlı kararlar aldığınız zaman ve yine taraflı raporlar, yanlış raporlar yazdığınız, hazırladığınız zaman biz bunu dikkate almayız, buna da saygı göstermeyiz. Bu yolla Türkiye’ye bir ceza vermeye çalışıyorsanız bu ters teper.

Biz bugüne kadar Avrupa Konseyi’yle çok yakın işbirliği içinde olduk, Avrupa Konseyi’nin çalışmalarını destekledik, fakat Avrupa Konseyi’nin tavsiyelerini de her zaman dikkate aldık. Reform sürecinde Avrupa Birliği’nden daha çok Avrupa Konseyi’nin tavsiyelerini dikkate aldık biz ve birçok yasal düzenlemeler yaptık, reformlar yaptık. İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki birçok dosyayı Türkiye’ye geri getirdik ve vatandaşlarımızla uzlaşma yoluyla, el sıkışma yoluyla bu dosyaları hallettik, çözüyoruz. Yine Avrupa Konseyi’yle aramızda bir çalışma grubu var, İş Güncelleme Komitesi’yle işbirliğimiz var, GRECO dahil yine birçok örgütüyle, yani kurumuyla ve kişilerle ve Genel Sekreterlerle de yakın işbirliğimiz var. Elbette Genel Sekreterle yakın işbirliğimiz bundan sonra da sürer, devam eder. Ama Parlamento’nun bu aldığı kararı biz kabul etmiyoruz, esasen bundan sonraki işbirliğimizi zayıflatan bir adımdır ve bundan sonra Parlamento ve Parlamenter Meclis ve bu kurumlar, bazı konulardaki ilişkilerimizi tekrar gözden geçireceğiz, buna bizi mecbur bıraktılar, bizim arzu ettiğimiz bir şey değildir. Hele şahsen bir Dışişleri Bakanı olarak ben bunu arzu etmezdim. Ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde 11 yılını geçirmiş ve 2 sene de Başkanlığını yapmış bir kişi olarak bunu arzu etmezdim. İlişkilerin iyi olması ve Avrupa Konseyi’nin tavsiyelerinin dikkate alınması için de şahsen de çok çaba sarf ettim bugüne kadar.

Ama Avrupa ülkeleri, Avrupa siyaseti çok değişiyor ve maalesef Avrupa ülkelerinde artan bu ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı, ön yargılar Avrupa kurumlarına da sirayet etti ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki milletvekilleri zaten o ülkelerin, birçok ülkenin ulusal, tamamı daha doğrusu, ulusal meclislerden gelen milletvekilleri. Ama Türkiye’ye karşı olan ülkelerin milletvekillerinin bu Türkiye karşıtlığını, İslam karşıtlığını Parlamenter Meclise yansıttıklarını görüyoruz ve bu milletvekillerinin bir kısmı da PKK terör örgütüne çok ciddi bir şekilde destek veriyorlar. Yani maalesef böylesine Avrupa’nın demokrasinin, özgürlüklerin, insan haklarının evi dediğimiz örgütleri bile artık yıpranmaya başladı ve bu tür akımlara kurban olmaya başladı, bundan da büyük bir üzüntü duyuyoruz.

SORU- Efendim, Türk Silahlı Kuvvetleri Sincar’a bir operasyon düzenledi, dün ABD Dışişleri Bakanlığı koalisyon güçlerinin bilgisi dahilinde olmadığını belirtti bu operasyonun. Dün de ABD’li mevkidaşınızla bir görüşmeniz oldu. Bu son süreci bir değerlendirir misiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz, bize yönelik tehditlere karşı operasyonlar yapacağımızı her zaman herkese söylüyoruz, bu bizim temel anlayışımızdır. Yani terör örgütlerine karşı hiç ayrım yapmaksızın mücadele ediyoruz, DEAŞ’la da, PKK’yla da, DHKP-C’yle ve diğerleriyle de, YPG dahil buna, zaten YPG PKK’nın bir uzantısıdır; bunu Amerika Birleşik Devletleri de kabul ediyor. Bazı Suriye içinde işbirlikleri oldu DEAŞ’a karşı, oluyor da, ama buna rağmen bu gerçeği de inkar etmiyorlar. Ve son zamanlarda da bu bölgede operasyon yapacağımız bizzat müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’ne bildirdik ve askerlerini belli bir çizginin ötesine, yani sınırımızdan 20-30 kilometre güneye çekmelerini de kendilerine de söyledik. Ayrıca, bu operasyondan 2 saat önce aramızdaki anlaşmanın vurguladığı gibi ya da anlaşma gereği, 2 saat önce Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’yla burada operasyon yapacağımızın bilgisini paylaştık. Diğer taraftan, Katar’daki koalisyonun hava koordinasyon merkeziyle de bu bilgiyi paylaştık. Yine Rusya’nın Suriye’deki operasyon merkeziyle de ayrıca paylaştık. Hem Amerika’yla, hem Rusya’yla ayrı ayrı, hem de koalisyonun Katar’daki koordinasyon merkeziyle paylaştık, hem de 2 saat öncesinden paylaştık. Dolayısıyla burada bir bilgi paylaşımı yok diyorsa bir kimse, ben ona katılmadığımı açıkça söylemek isterim.

Ve hem diplomatik kanallardan, hem de askeri kanallardan ve son birkaç hafta içinde ABD’li dostlarımıza, müttefikimize de hem askeri kanaldan, hem de diplomatik kanallardan defalarca burada operasyon yapacağımızı bildirdik, bu bilgileri paylaştık. Türkiye her konuda şeffaf davranıyor, gizli bizim ajandamız yok. Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünü herkesten daha çok önemsiyoruz ve herkesten daha fazla saygı duyuyoruz. Dolayısıyla bu müdahaleler de bizim meşru hakkımızdır. Buradan bize tehdit geliyor, buradan teröristler Türkiye’ye değişik yollardan giriyorlar, tünel kazıyorlar. En son işte Diyarbakır saldırısında gördük, kazdıkları bir tünelden hem teröristler geliyor, hem de 1 ton patlayıcı getiriyorlar. Şimdi sınırın diğer tarafından bize yönelik bir terör tehdidi varsa bizim ne yapmamız lazım? Başka bir ülke olsa ne yapar kendisine yönelik bir terör tehdidi olduğu zaman? Mutlaka o tehdidi yok etmek için gerekli tedbirleri alır. Biz milli güvenliğimizi, yani bize yönelik tehditleri bertaraf ederek halkımızın, milletimizin, vatan topraklarının güvenliğini sağlamak için her türlü tedbiri almakla sorumluyuz. Milletimiz biz yetki verdi, güvenerek yetki verdi ve bu sorumluluğu yerine getirmek zorundayız, aksi takdirde bedeli ağır oluyor, çok bedeller ödedik biz. Ve bundan sonra her zaman olduğu gibi daha da kararlılıkla içeride ve dışarıda terör örgütlerine karşı mücadelemiz devam edecek.

Dostlarımızdan da beklentimiz, bu mücadelede müttefiklerine, yani Türkiye’ye destek olmalarıdır, yani engel değil destek olmalılar. Oradaki YPG’nin manipülasyonundan etkilenerek bu operasyonun meşru olmadığını kimse söylemesin. Bu operasyon meşrudur ve Birleşmiş Milletler’in biliyorsunuz ilgili 51. maddesi ve yine uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız doğrultusunda ve tüm bunlara uygun bir şekilde biz hareket ettik, bundan sonra da uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullanacağız. Burada bir meşru müdafaa vardır, yani bu hukuk dışı da değildir ve gayet de ölçülüdür. Ama bir tehdit varsa bunu da bertaraf etmek de bizim görevimizdir.