#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun AA Editör Masasına Verdiği Mülakat, 3 Ekim 2017, Ankara

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Editör Masası’ndan hayırlı sabahlar.

Bugün Editör Masası’nda misafirimiz Adalet ve Kalkınma Partisi Antalya Milletvekili ve Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu.

Sayın Bakan, hoş geldiniz.

Efendim, Türkiye’nin tüm telkinlerine ve yapıcı sunumuna rağmen Irak’ın kuzeyinde bir referandum gerçekleşti. Kapımızdaki bu krizle ilgili masada yeni yaptırımlar var mı, Habur Kapısının Irak Yönetimine devri için Türkiye bir hazırlık içerisinde mi? Ovacık’tan yeni sınır kapısı açılmasında Bağdat Yönetimiyle bir anlaşma sağlandı mı? Ve öyleyse Ovacık’tan Irak Ordusu kontrolündeki Kuzey Irak Bölgesel Yönetim bölgesine kadar Türkiye koridor mu açacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ediyorum. Öncelikle kolay gelsin.

Sizin de söylediğiniz gibi Türkiye’nin ve tüm dünyanın referandumu iptal etme ya da erteleme çağrısına rağmen Irak’ta Bölgesel Yönetim referandumu gerçekleştirdi. Referandum sonrasında da tepkilere bakıyoruz, şu ana kadar başlangıçta bir ülkenin desteği vardı, bazı açıklamaları vardı daha doğrusu. Daha sonra o ülkeden de geri adım görüyoruz. Bu referandum sürecine destek yok, herkes Irak’ın toprak bütünlüğünü, sınır bütünlüğünü desteklediğini vurguluyor. Esasen biz de her şeyden önce ilkeli bir şekilde Irak’ın toprak ve sınır bütünlüğünü desteklediğimiz için bu referanduma karşı çıktık. Ayrıca bu referandumun Irak için, bölge için yaratabileceği, ortaya çıkaracağı riskleri Barzani Yönetimine de açıkladık, hatta ve hatta kendileri için, yani oradaki Kürt halkı için, Kürt kardeşlerimiz için oluşabilecek riskleri ve neyle karşı karşıya kalabileceklerini kendilerine çok net bir şekilde izah ettik. Ama Barzani yönetimi kendi çıkarlarını ön planda tutarak, yani Başkanlıkta daha fazla kalabilmek için, bunun hem siyasi rantı var, hem ekonomik rantı var ve Başkanlık konusunu tartışmaya açtırmamak için ki şu anda diğer partilerin Meclisin açılması için koydukları bir şart var, seçim yasasını getirin, görüşelim, burada Başkanlık süresi de belirlenecek, uzun zamandır belirsiz bir şekilde Başkanlığını sürdürüyor.

Diğer taraftan, Erbil’e gittiğimiz zaman Kürt partilerin çoğunluğunun referandumu istemediğini gördük, bazıları açıkça söyleyemiyor, bize söylüyor, tabii bu hassas bir konu ve Kürt halkının da, oradaki Kürt halkının da çoğunluğunun istemediğini de gördük. Bu referandum şeffaf, demokratik bir referandum değil, onu her şeyden önce söyleyelim. Uluslararası camia tarafından gözlemlenmiş bir referandum da değil, yani Anayasaya aykırı, dolayısıyla meşruiyeti yok. Henüz iş işten geçmiş değil bu konuda Barzani Yönetimi adım atabilir, yani bu süreci durdurduğunu açıklayabilir. O zaman Bağdat’la ilişkilerini normalleştirir, dolayısıyla bizimle ve herkesle ilişkilerini normalleştirir.

Şimdi biz bazı adımlar attık. İki partinin buradaki temsilcilerini gönderdik, bir tanesi zaten telefon açtığımızda Erbil’deydi, KDP’nin Barzani’nin partisinin temsilcisi. KYB’nin temsilcisini de daha önce Türkiye’den gönderdik. Aynı şekilde televizyon kanallarının biliyorsun uydudan çıkarılması sağlandı. Uçuşları durdurduk, bundan sonrası atacağımız adımlar, biraz önce sizin gündeme getirdiğiniz konularla ilgili. Yani esasen Bağdat Yönetiminin bizden taleplerine ve onların atacağı adımlara bağlı. Sınır kapılarının bizim tarafımızı biz kontrol ediyoruz doğal olarak. Ama şu anda gerek İran’la olan sınırlarda, gerekse bizim sınırlarımızdaki bu geçiş kapılarının diğer tarafını IKBY kontrol ediyor. Esasen burasının kontrolü Bağdat Yönetiminde olmalıydı ve olmalı. Ama Bağdat Yönetimi, yani Irak yıllardır kendi iç sorunlarıyla boğuşuyor. Amerika ayrılırken Maliki geldi, Maliki’nin ajandası farklıydı. Daha sonra bu oluşan kaos ortamından bir terör örgütü çıktı DEAŞ, Suriye’ye geri gitti, orada büyüdü tekrar Irak’a geldi Irak topraklarını işgal etti, derken çok ciddi sorunlar, ekonomik sorunlar, krizler yaşadı. Dolayısıyla defakto bir durum oluştu ve IKBY sınırın diğer tarafını kontrol ediyor. Şimdi burada kapıların diğer tarafının kontrolünü almak istiyor Irak Yönetimi, alması da gerekiyor, biz bunu destekleriz, çünkü bizim tüm anlaşmalarımız Irak Hükümetiyle, IKBY ile değil. Ve onların bizden talepleri var, talepleri de olacaktır, kendilerinin atacakları adımlar vardır. Örneğin, bu bahsettiğiniz kapıların, Ovacık kapısının açılması teknik olarak mümkün. Ama sınırın öbür tarafındaki koridoru kim oluşturacak, güvenliği kim sağlayacak? Bunu tabii ki Irak Yönetimi’nin yapması gerekiyor. Bunlarla ilgili kendilerinin bir çalışması var. Esasen burada atacağımız adımların, koordinasyonun sağlanması için temaslarımız da devam ediyor. Bağdat Büyükelçimiz oradaki yetkililerle Abadi’nin ekibi dahil görüşmelerini sürdürüyor. Diğer taraftan Sayın Başbakanımızın Abadi ile bir görüşmesi oldu, aynı şekilde diğer düzeylerde görüşmelerimiz var. New York’ta biliyorsunuz Dışişleri Bakanı Caferi ile bizim görüşmemiz oldu, hatta İran’la beraber bir üçlü görüşme yaptık, çünkü buradaki gelişmeler en çok sınır komşusu olan ülkeleri, yani Türkiye ve İran’ı etkiliyor. Zaten Suriye’de durum ortada, onları da mutlaka orta düzeyde etkileyecektir. Burada bir yönetim de olmadığı için Suriye’de, şu anda Irak, İran ve Türkiye olarak ne yapabiliriz, bunları da konuşuyoruz, bizi doğrudan etkileyecek.

Esasen, gerçekten samimi söylüyorum; Kürt halkının yararına olmayan bu yanlış adımdan Barzani Yönetiminin bir an önce dönmesi gerekiyor ki yönetimin içinde de gördüğümüz kadarıyla yine bu konuda farklı görüşler var. Yani bu yanlışın farkında, bu yanlışı fark eden, yanlış bir adım olduğunu söyleyenler de var.

SORU- Size ifade edilenler mi, yoksa…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bize ifade edilenleri söylüyoruz, ama kendi aralarında da konuşuyorlar. Ama hassas bir konu olduğu için tabii kamuoyunda bunlar tartışılmıyor. Umarım bu hatadan dönülür. Aksi takdirde bizim daha önce aldığımız kararlar var, Meclis’te kabul edilen bir tezkere var. Milli Güvenlik Kurulu toplantımızı yaptık, buradan çıkan Hükümete, yani Bakanlar Kuruluna tavsiyeler var. Bu tavsiyeler doğrultusunda Bakanlar Kurulu hemen toplandı ve bazı kararlar aldık ve bundan sonra söylediğim gibi atacağımız adımlar esasen Bağdat’tan bize gelen talepler ve Bağdat’ın atacağı adımlarla eşgüdümlü bir şekilde olacak. İran’la da aynı şekilde bazı çalışmalar olduğunu görüyoruz, yani Irak’ın İran’la. Ve önümüzdeki süreçte bu adımları atmaya devam edeceğiz.

SORU- Efendim, Sayın Cumhurbaşkanımız yasama yılı açılışında Kuzey Irak Yönetimi yaptığı yanlıştan dönme erdemini gösterdiğinde Türkiye bu kardeşlerimizin yanında olmaya devam edecektir diye bir cümle kullandı. Siz de az önce bazı temasların sürdüğünü söylediniz. Kuzey Irak Yönetimiyle temasınız hangi düzeyde şu an? Onlardan tam olarak biz ne istiyoruz, en somut taleplerimiz nedir ve ne teklif ediyoruz kendilerine?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bizim teklifimiz gayet açık ve net; bu referandumu iptal edin, durdurun, yani bu süreç dursun artık. Esasen burada Barzani Yönetimi çok yanlış bir hataya düştü, yani yanlış hesap içinde oldular. Eğer referandumu tüm dünya çağrıda bulunurken ve sizin haklarınız neyse söyleyin, Bağdat’la biz de görüşürüz, hatta garantörü oluruz, hakların garantörü, Anayasadaki hakların garantisi oluruz, biz de bunu söyledik, derken iptal etseydi şu anda masada çok güçlü olurdu. Şimdi masada güçlü değil, yani referandumu yaparsam masaya daha güçlü otururum diye hesap ediyordu, çok ciddi bir yanlıştı bu, hesap hatasıydı ve şu anda masada daha güçlü değil. Çünkü kimse bu referandumu desteklemiyor. Diğer taraftan bizim bugüne kadar Kürt kardeşlerimizle hiçbir sorunumuz olmadığı gibi zor günlerinde onlara destek olduk. Saddam döneminde de kimyasal silah kullanıldığı zaman veya başka türlü zulümlere uğradıkları zaman biz kendilerine yardımcı olduk. Biz iktidara geldiğimiz zaman Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakandı, aynı şekilde Suriye’de Esad’dan ilk taleplerinden birisi; Suriye’deki Kürt kardeşlerimize kimlik verilmesiydi. Çünkü bizdeki vatandaşlarımızla oradaki kardeşlerimizin akrabalık bağları var, Türkmenler, aynı şekilde Kürtler vesaire.

Diğer taraftan bu süreçte IKBY Irak Anayasasına göre oluştuktan sonra da biz kendileriyle yakın işbirliği içinde olduk, zor günlerde destekçi olduk, ticaret yaptık. Mali krizler yaşadıkları zaman esneklikler gösterdik. Niye? Oradaki Kürt kardeşlerimiz zor durumda yaşamasın. Geçmişte bazı zulümlere maruz kalmışlar, ama biz iyi niyetle kendilerine çok destek olduk. Ama geçmişte de son bu referandum sürecine girdikleri zaman da kendileriyle her zaman açık ve net olduk, dürüst olduk. Yani herhangi bir referandumu veya ayrılığı desteklemediğimizi ve buna net bir şekilde karşı olduğumuzu her zaman söyledik. Ve IKBY ile tüm ilişkilerimizde ortaya çıkan belgelerde bir şeyin altı hep vurgulandı; bu işbirliği Irak’ın sınır ve toprak bütünlüğü çerçevesinde olacaktır ve buna halel getirmeyecektir. Yani Irak’ın toprak bütünlüğünü zayıflatacak bir adım olamaz, biz bunu bu konuda her zaman, yani Bağdat Yönetimiyle ilişkilerimizin soğuk olduğu, özellikle Maliki döneminde bile biz bu hassasiyeti hep gösterdik. Dolayısıyla burada Irak’ın toprak bütünlüğü, sınır bütünlüğü çerçevesinde olacaktır diye ve bunu zedelemeyecek şekilde bu işbirliği olacaktır diye her zaman da vurguladık. O sebeple bu hatadan dönerlerse ve yanlıştan dönerlerse elbette biz her zaman olduğu gibi yine ilişkilerimizi sürdürürüz. Yine geçmişte nasıl davrandıysak aynı şekilde davranırız. Zor günlerinde gene yardım ederiz. Bizim derdimiz, oradaki Kürt kardeşlerimiz değil ki. Burada özellikle oradaki Kürt vatandaşların zarar görmemesine de dikkat ediyoruz. Burada sorunlu kim? Barzani Yönetimi, diğer partiler de değil, karşı çıkan partiler de değil esas Barzani Yönetimidir. Talabani’yle başka problemler var, onun partisiyle, çünkü onlar PKK’nın o bölgede şehirlere inmesine müsamaha ettiler ya korktuklarından ya da işbirliği yaptıklarından. Bizim için sebebi önemli değil. Ama PKK’nın oralarda yer bulması onların da zararınadır. Esasen Barzani Yönetimini de zayıflatmak için böyle bir işbirliği de olmuştur, onu da söyleyelim. Biz bu bölgedeki gelişmeleri çok detaylarıyla takip ediyoruz. Yani PKK’nın Kuzey Irak’ta alanının genişlemesi, hatta Sincar Bölgesi’ne gitmesinin sebeplerinden bir tanesi de Barzani Yönetimini zayıflatmaktı. Ve Barzani Yönetimini zayıflatmak için PKK orada bazı siyasi partilerle de işbirliği yapmıştır, bunlardan bir tanesi de Talabani’nin partisidir. Yani biz bütün bu gerçekleri biliyoruz, görüyoruz. Ama Barzani’nin bu hırsı, oradaki Kürt halkının geleceğini bir belirsizliğe doğru sürüklemeye başladı. Bu hatadan dönmeleri gerekiyor, bölgenin istikrarı, barışı hepimiz için önemli, en çok da oradaki Kürtler için önemli.

SORU- Sayın Bakanım, Cumhurbaşkanımızın yarın ki İran ziyaretinin ana gündem maddeleri neler olacak, hangi konular öne çıkacak, dünya kamuoyuna hangi mesajlar verilecek?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- İran’la bizim aramızda diğer bazı önemli ülkelerle ya da dost ve kardeş ülkelerle olduğu gibi bir mekanizma var, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği mekanizması ve adeta ortak Bakanlar Kurulu toplantısı şeklinde gerçekleşiyor iki Cumhurbaşkanının başkanlığında ve çok sayıda Bakanımızla beraber İran’a bu toplantımızı gerçekleştirmek için gidiyoruz.

İkili ilişkilerimizde önemli konular var, en önemlisi de ticaret. Gümrük kapıları konuları var, taşımacılık var, aynı şekilde enerji konusundaki işbirliğimiz var ve diğer tüm Bakanlıklarımızı ilgilendiren konular var. Bu mekanizmanın koordinatörlüğünü de Dışişleri Bakanları olarak biz yapıyoruz Cevad Zarif kardeşimle beraber. Ama İran’la tabii bir Astana Süreci var birlikte yürüttüğümüz, yani Suriye’de istikrarın, barışın sağlanması ve siyasi sürece gidilmesi, çatışmaların önlenmesiyle ve gerginliklerin azaltılmasıyla siyasi sürecin ortamının hazırlanması konusunda İran’la ve Rusya’yla birlikte çalışıyoruz. İran’ın bazı politikalarını, özellikle Suriye ve Irak politikalarını ve buradaki hedeflerini desteklemediğimizi açıkça yüzlerine de söylüyoruz, başından beri söyleye geldik, bugün de söylüyoruz. Sadece bu iki ülke de değil Bahreyn’deki İran’ın hedeflerini de desteklemiyoruz veya Körfez Bölgesindeki; bu açık, net, yanlışa yanlış diyoruz biz. Ama diğer taraftan İran bizim komşumuzdur. Ve daha önce nükleer silahların önlenmesiyle ilgili bir mutabakat yapmıştık biliyorsunuz Brezilya’yla beraber ve bu süreçten sonra Güvenlik Konseyinde İran’ı destekleyen iki ülkeden birisi olduk biz. Dolayısıyla biz burada hep net tutum sergiliyoruz. Bir taraftan İran’ın yanlışlarına yanlış derken veya eleştirirken, diğer taraftan haklı olduğu durumda da biz İran’ı destekliyoruz.

İran’ın her şeyden önce tamamen köşeye sıkıştırılması yanlış bir düşüncedir. Yani diğer NATO içinde veya batı bloğu içinde bazı ülkelere yönelik politikalar oluştururken diyalog ve caydırıcılık ilkesi benimseniyor. Aynı şekilde burada İran’da da bu uygulanabilir, caydırıcılık ve ama diyalog. Ama tamamen İran’ın dışlanması ve köşeye sıkıştırılması veya bir ülke istiyor diye İran’ın tamamen ortadan kaldırmaya çalışması çok ciddi vahim bir hatadır. Ben bunu katıldığım tüm toplantılarda, panellerde konferanslarda da söylüyorum, buradan bir kere daha söylüyorum. Dolayısıyla İran’ın yanlış politikalarını eleştirmek ya da engellemek doğru olabilir. Ama İran düşmanlığı da yanlıştır. Bizim zaten komşumuzdur, biz İran’la niye düşman olacağız? Böyle bir anlayışımız yok. Bizim mezhepçi bir anlayışımız yok. Bizim için Sünni-Şii fark etmez, esas bu mezhepçiliğe karşıyız, İran’ı da o yüzden eleştiriyoruz zaten. O yüzden tüm kardeşlerimizi biz aynı görüyoruz. Ama bu ziyarette, tabi bu toplantıda Irak meselesi ve referandum konusu tabii ki gündemde olacaktır. Terörizmle mücadele gündemimizde olacaktır. Çünkü İran da tehdit altındadır, Türkiye de tehdit altındadır. Ve aynı terör örgütü hem İran’a tehdit oluşturuyor, hem Türkiye’ye tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla terörizmle mücadele konusunda birlikte ne yapabiliriz? Irak’ta istikrarı tesis edebilmek için sadece referandum değil diğer konularda neler yapabiliriz? Bunların hepsini tabii bu ziyarette değerlendireceğiz.

SORU- Astana Suriye süreçleri de yine gündeme gelecek?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabi Astana’da alınan kararların uygulanması çok önemli. Özellikle İdlib bölgesindeki kararların uygulanması önemli. Bunu güçlü bir şekilde de yürütüyoruz. İkili düzeyde de yine Türkiye-İran, Türkiye-Rusya Federasyonu olarak görüşüyoruz. En son Putin’in ziyaretinde de Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan bu konudaki işbirliğimizin nasıl olması gerektiğinin çerçevesini çizdiler. Şimdi teknik ekipler bu toplantıları gerçekleştiriyor. Bunun üzerinde çalışmaya devam edecek ki en son İdlib’de gördüğümüz o bombalamalar olmasın, Halep’teki hatalar tekrar edilmesin. Şu anda bu saldırılar durduruldu bizim girişimlerimizle. Bir daha tekrar edilmemesi için de gerekli tedbirleri almamız gerekiyor.

SORU- Efendim, yeniden hoş geldiniz. İdlib demişken, İdlib önümüzdeki günlerde daha çok gündeme gelecek. Bununla ilgili Suriye krizi İdlib'de düğümlendi. İdlib konusunda Türkiye ve Rusya hangi konuları müzakere ediyor? Türk askeri unsurlarının İdlib’de nasıl bir misyonu olacak? Eşzamanlı olarak Afrin’deki tehdide karşı önlem alınabilir mi? Rusya’nın Afrin’i çatışmasızlık statüsüne aldırma fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ederim.

Tabii şu anda İdlib Suriye’de çatışmaların önlenmesi bakımından kilit bir bölge oldu. Ve İdlib bölgesinin güvenli olabilmesi için Astana öncesinde de ikili ve üçlü biraz önce söylediğim şekilde görüşmeler de oldu. En son Astana’da dördüncü çatışmasızlık bölgesi olarak, dördüncü bölge olarak bir mutabakat sağlandı. Burada Astana’da mutabakatın sağlanması yetmez, uygulamayı hep birlikte görmemiz gerekiyor. Uygulamada da yine birlikte çalışmaya devam etmemiz gerekiyor. İdlib bölgesinin dışında kalan bölgelerde Rusya’nın gözlemcileri olacak. Belli bölgelerde yine Rusya’yla, İran’ın gözlemcileri olacak. İdlib içinde ise Türk gözlemcileri olacak, bizim gözlemcilerimiz olacak. Şimdi bu gözlemcilerin burada yine yerleştirilmesi, yine Hama’da biliyorsunuz bizim gözlemcilerimiz de olacak ki bilgi paylaşımı zamanlıca olsun, hatalar yapılmasın. Amaç ne? Provokasyonların önlenmesi. En son işte rejimin ve Rusya’nın hava saldırısı, yani bu hava saldırılarını mazur göstermiyor, yanlış ve sivil insanlarının öldürülmesinin mazereti olmaz. Terörle hiç ilgisi olmayan insanların öldürülmesinin-katledilmesinin bir mazereti olmaz. Ama burada herhangi bir arazide provokasyon olmaması için, iki taraftan da saldırıların gelmemesi için gözlemciler üzerine düşen görevi yapacaklar.

Ayrıca, tabii ılımlı muhalefet de, sivil halkla, bunlarla da çatışan ve hepimiz için tehdit olan terör örgütlerini de iyi ayırmamız gerekiyor, ayırt etmemiz gerekiyor. Ve terör örgütleriyle mücadelede de doğru bir stratejimizin olması lazım. Biraz önce söylediğim gibi gelişigüzel her yeri bombalamak yerine bir yerde bir terör unsuru varsa oranın hedef alınması gerekiyor. Bir yerde terör örgütü mensubu varsa, orada siviller de varsa ve terörle ilgisi olmayan insanlar ya da ılımlı muhalefet varsa bunu ayırmak gerekiyor. Yani orada bir teröristi öldürmek için orayı bombalayarak herkesi yok etmek doğru değildir. Burada ateşkesi tam olarak sağlayabilirsek, esasen Cenevre Sürecini yeniden gerçek anlamda canlandırabiliriz. Yani siyasi bir çözüm olmazsa bu anlaşmalar, bu mutabakatlar, çatışmasızlık bölgeleri, gerginliği azaltıcı bölgeler ne kadar sürdürülebilir? Bizim esas derdimiz; kalıcı bir çözüm, siyasi çözümdür. Ama siyasi çözüm de masaya rejimle muhalifleri gerçek anlamda oturtup ve anlamlı, sonuç alıcı müzakerelere başlatabilmek için arazidekileri çatışmaları, sahadaki çatışmaları tam anlamıyla durdurmamız lazım. İşte bizim de şu anda İdlib’de yapmaya çalıştığımız budur. Ama bunun insani boyutu da var, onu da ihmal etmiyoruz. Uluslararası örgütlerle, onlar olmasa da biz tek başımıza da yapıyoruz ve insani kuruluşlarla, sivil toplum örgütleriyle Türkiye’den ve dünyanın değişik bölgelerinden gelen buradaki insanlara insani yardımların ulaşması için de Türkiye olarak her türlü hassasiyeti gösteriyoruz.

Arka arkaya çok soru sordunuz, hepsini kapsadı mı cevabım? Varsa spesifik sormak istediğiniz onu da cevaplamak isterim.

SORU- Yani terör örgütleri üzerinde bir mutabakat var mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Terör örgütleri zaten belli, terör örgütleri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından listelenmiştir ve bu terör örgütlerinin kim olduğu bellidir, nerede oldukları da esasen aşağı yukarı bellidir, sadece belli bölgelerde diğer insanların, sivil insanların ya da ılımlı muhalefetin arasında kaynayıp gitmişlerdir. Örneğin; bir ailede düşünün üç tane-dört tane erkek çocuk var. Bunlardan iki tanesi Özgür Suriye Ordusunun mensubu herkesin desteklediği, bir tanesi hiçbir şeye karışmamış, bir tanesi de terör örgütü mensubu. Şimdi ne yapacağız? Bu aileyi bombalayıp hepsini mi yok edeceğiz anne, baba, diğer küçük çocuklar? Yoksa o bir taneyi tespit edip oradan ayırt etmek mi lazım? Ayrıca, sahadaki zor şartlardan dolayı terör örgütüyle işbirliği içinde olan gruplar da oluyor. Ama bizim telkinlerimizle ve çalışmalarımızla esasen bu çözülmeler de oldu. Terör örgütlerinden ayrılma esasen son zamanlarda hızlı bir şekilde devam ediyor, ayrışmalar. Dolayısıyla burada bu konular basit konular değil. Yani terörle mücadele, git orayı bombala, hepsini yok et, o kadar basit değil. Çok titiz çalışma gerektiriyor. Bu titiz çalışmayı biz Rusya’yla, aynı şekilde ABD’yle, diğer ülkelerle de, Batı ülkeleriyle de veya bölge ülkeleriyle de her zaman diyoruz ki beraber yapalım. Çünkü buradaki tehdit hepimize yöneliktir, sadece Türkiye’ye yönelik değildir.

SORU- Efendim, sadece Afrin’e değinmediniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Afrin bölgesinde şu anda biliyorsunuz YPG var, YPG bir terör örgütüdür. YPG’nin buradan da mutlaka temizlenmesi gerekiyor. Çünkü sınırımızın hemen diğer tarafında teröristlerin mevcudiyeti bize yönelik bir tehdittir, risktir. Ayrıca, Suriye’nin yine sınır ve toprak bütünlüğü ve milli birliği için de ciddi bir tehdittir. Ve burada Rusya’nın askeri var, mevcudiyeti var, belli noktalarda var ve Ruslarla da bu konuyu tabi ki biraraya geldiğimiz zaman görüşüyoruz, teknik düzeyde de görüşüyoruz. Afrin tarafından bize yönelik saldırılar da geldi, karşılığını verdik, misliyle verdik, angajman kurallarımızı uyguladık. Ama sadece karşılık vermek yetmez. Yani bu tehdidin bize göre tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz. Ogun Bey, Ogün Duru.

SORU- Sayın Bakanım, Esed rejimi PKK-PYD’ye bir mesaj gönderdi, bu özerklik görüşmelerine açık olduğunu bildirdi. Acaba Suriye’de federal bir yapının ortaya çıkma ihtimali nedir, Türkiye’nin bu konuda nasıl bir duruşu olacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esad rejiminden her gün farklı mesajlar geliyor. Esad rejiminin İran’a söylediği de tamamen farklı. Şimdi Deyrizor’da Esad rejimi kiminle çatışıyor? YPG ile çatışıyor. Neden çatışıyor? Burada Deyrizor onların eline geçmesin, benim kontrolümde olsun diyor; özeti bu. Yani arazide, sahada çatışmalar da görüyoruz. Bir ülkenin nasıl yönetileceğine o ülkenin halkı karar verir. Esad rejimi bugün meşruiyetini kaybetmiştir esasen. O nedenle biraz önce söyledim sahadaki şartlar oluşturularak siyasi sürece geçildiği zaman burada bir anayasa olacak, anayasa çalışması, seçim çalışması olacak. Anayasada her şey ortaya çıkacak. Ve sonuçta kim oylayacak? Suriye halkı oylayacak. Ve Suriye halkı başkanlık sistemi mi ister, parlamenter sistem mi ister, yarı başkanlık mı ister buna kendisi karar verecek. Yarın ülkeyi kim yönetecek onlar karar verecekler. Meclisi kim seçecek? Suriye halkı seçecek. Bizim görevimiz, bu zeminin oluşturulmasına katkı sağlamaktır, yardımcı olmaktır. Ama Suriye halkı ve görüştüğümüz herkes bugüne kadar Suriye’nin böyle federal bir şekilde bölünmesinden değil tamamen eskiden olduğu gibi toprak ve sınır bütünlüğünün korunmasından yana. Ve burada biz özellikle bir terör kantonunun oluşmasına müsaade etmeyiz, sınırımızın hemen diğer tarafında bir terör koridoru bizim için risktir. Ve PYD ile PKK arasında hiçbir fark yoktur. YPG’ye verilen her destek bizim için bir risktir, tehdittir, o sebeple biz Türkiye olarak tabii bu konularda kendi güvenliğimizi garanti altına almak için her türlü adımı da atarız.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz.

Sayın Bakanım, müsaade ederseniz Brüksel’e bağlanmak istiyorum, Yusuf Kaya karşımda. Yusuf Bey, buyursunlar.

SORU- Sayın Bakanım, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin yoğun biçimde … ve Avrupa Birliği Türkiye’den…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tam duyamadım soruyu.

SORU- Avrupa Birliği ile ilişkilerin içi boşaldı mı? Avrupa Birliği Türkiye’den tam olarak vazgeçti mi? Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının önceki gün yaptığı açıklaması, bizim artık Avrupa … ihtiyacımız da yoktur.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yani şu anlamda söyledi Sayın Cumhurbaşkanımız: biz Maastricht kriterlerini bugün fazlasıyla gerçekleştirdik ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerden çok daha iyi durumdayız, göstergelerimiz bunu gösteriyor. Ve bu dengenin bozulmaması için gerekli bazı ekonomik tedbirler de alıyoruz. İşte bazı konularda işte vergi artırımına falan gidince vatandaşlarımız da biraz hassasiyet gösteriyor. Ama geleceğe yönelik riskleri azaltabilmek için Hükümetin görevi de bazı tedbirler almak. Hani bunun oranı görüşülür, tartışılır, ayrı bir şey. Ama ekonomik dengeleri bozmamak için biz her türlü tedbiri alıyoruz, tasarruf tedbirlerini de uyguluyoruz yeri geldiği zaman. Yatırımları artırıcı teşvikleri de yapıyoruz, Maastricht kriterlerinde Avrupa’dan öndeyiz. Kopenhag kriterlerini gerçekleştirdik ki müzakerelere başladık. Fasılların açılış ve kapanış kriterleri var, bunları karşılamaya hazırız diyoruz. Bakınız 23 ve 24. fasıl, hukuk, özgürlük, adalet gibi, güvenlik gibi fasıllar, yani bunları ilgilendiren fasıllar, bizi de en çok eleştirdikleri fasıllar, biz bunları bile açmaya, müzakere etmeye hazırız. Hatta ve hatta bu Ombudsmanlık Yasasıyla ve İnsan Hakları Kurumunun kurulmasıyla, bunlar hepsi ciddi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesiyle biz o iki faslın gayriresmi açılış kriterlerini yerine getirdik. Neden gayriresmi diyorum? Çünkü bugüne kadar Avrupa Birliği’nin resmi olarak bizden bir talepte bulunmadığı için, bildirimde bulunmadığı için gayriresmi diyoruz. Altı tane açılış kriteri var, altısını da yerine getirmişiz. Yani teknik konularda bizim bir sıkıntımız yok. Ama Avrupa Birliği’nin üyelik sürecinin bizim üzerimizde Demokles’in kılıcı gibi sürekli sallandırılmasını biz doğru bulmuyoruz, yanlış. Bir üyelik için ortak bir şekilde biraraya gelmişsin, metin imzalamışsın, tam üyelik için mutabakat sağlanmış, imzalar atılmış, şimdi sürecin ortasında farklı farklı şeyler söylüyorsunuz. Bizim Avrupa Birliği’yle bir sıkıntımız yok, Avrupa Birliği standartlarıyla da bir sıkıntımız yok. Şu anda olağanüstü bir süreç yaşıyoruz, olağanüstü süreçte olağanüstü tedbirler de almak durumundayız ki ülkenin güvenliği ve selameti bizim için şu anda her şeyden önemli. Efendim, Türkiye’nin imajı biraz bozuldu; evet imajın bozulmasını en az ben isterim Dışişleri olarak, ama o imajı biz yine reformcu kimliğimizle düzeltiriz. Ama şu anda Türkiye’nin güvenliği ve geleceği, milletimizin bekası her şeyden, imajdan da daha önemlidir. İmaj düzelir, ama biz o tedbirleri almazsak aynı risklerle tekrar karşı karşıya kalabiliriz, hatta telafisi olmayan şeyler de olabilir Allah korusun. 15 Temmuz’u gördük, milletimizin cesaretiyle, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu süreci atlattık, ama bir daha yaşanmaması için tedbirler alıyoruz. Avrupa Birliği veya Avrupa kıtasıyla da bizim ne sorunumuz olabilir ki? Birinci ticaret ortağımız Avrupa. Almanya, yine Avrupa Birliği üyesi olarak, ülke olarak birinci ticaret ortağımız. Aynı şekilde aynı kıtadayız, ortak tehditlerle karşı karşıyayız. Avrupa ne kadar istikrarda olursa, güvende olursa bizim için iyidir. Bunun tersini de aynı şekilde söyleyebiliriz; Türkiye ne kadar istikrarlı ve güçlü olursa Avrupa Birliği için ve Avrupa kıtası için çok önemlidir. Bizim itirazımız, Avrupa ülkelerinin ikircikli tutumu. Almanya’da seçimi gördük. Almanya’daki seçimde ırkçı partiyle, AfD ile liberal parti neden bu kadar oy aldı? Ve seçim kampanyasında hangi söylemler içindeydiler, bunlara bakmak lazım. Ve her ikisi de Avrupa Birliği ve Avrupa karşıtlığıyla ön plana çıktı ve ondan dolayı destek aldı. Dolayısıyla burada ciddi bir Avrupa Birliği sorunu var. Sadece Türkiye için değil bu, Avrupa Birliği üyesi ülkeler için de aynı şekilde ortada ciddi bir sorun var, büyük bir soru işareti var. Avrupa karşıtlığı, Avrupa Birliği karşıtlığı içinde olan partilerin hepsinin oyları diğer ülkelerde de artıyor. Bunun sebebini esas Avrupa’nın incelemesi lazım, yani sorun sadece Türkiye değil. Şu bir gerçek: Özellikle 15 Temmuz’dan sonra Avrupa Birliği’nin yaklaşımı ve ikiyüzlü tutumu yüzünden Türk halkının da AB üyeliğimize desteği çok ciddi bir şekilde düşmüştür, bu da bir gerçektir. Avrupalılar da bunun farkında, kendilerine de anlatıyorum. Bunun sorumlusu da biz değiliz, Avrupa Birliği’nin vahim hataları yüzünden oldu.

SORU- Burada bir düzelme söz konusu olsa Hükümetinizin çok güçlü bir biçimde halkı Avrupa Birliği üyeliğine doğru yönlendirme...

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Elbette, orada pozitif adımlar atılsa, biz de buradan yine pozitif mesajlarla, ortak çalışmalarla bu güven tekrar tazelenebilir. Ama Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de bu Türkiye karşıtlığını önleyici adımlar atmaları gerekiyor, tek taraflı olmaz bu iş. Sadece Türkiye’de pozitif atmosfer yaratmak yeterli olmaz. Avrupa içinde de, Avrupa Birliği içinde de bu atmosferi yaratmak gerekiyor. Sonuçta Cumhurbaşkanımızın yine vurguladığı bir şey var; bu süreci bitiren biz olmayacağız, köprüleri atan biz olmayacağız. Avrupa Birliği bizi istemiyorsa oturup kararını da vermesi gerekiyor. Esasen Avrupa Birliği üyeliğimize karşı çıkan ülke sayısı, Avrupa Birliği üyeliğimizi destekleyen ülke sayına göre çok azdır. Bunlar olumsuz olduğu için çok yankı yaratıyor, bir de onların sesi çok çıkıyor. Diğer ülkelerin hepsi, İspanya, Portekiz, İtalya, aynı şekilde İskandinav ülkeleri, aynı şekilde diğer ülkeler, yani birçok ülke, İngiltere şimdi ayrılıyor, bizim üyeliğimizi güçlü bir şekilde destekliyor. Orta Avrupa ülkelerine baktığınız zaman, yine Slovenya, Slovakya, bu bölgelerdeki Polonya, hepsi çok güçlü bir şekilde destekliyor. Ama birkaç ülke var işte, yer yer Fransa’dan çatlak ses çıkıyor, Almanya’dan işte partiler, Avusturya, bunlar. İşte onlara bazen uyan ülkeler var küçük, Lüksemburg gibi, Almanya ne derse onu yapan. Hatta Almanya bazen, bu ülkelerde Avusturya’da ve Lüksemburg’da önce onlar üzerinden bir deneme yapıyor, onları ön plana bir atıyorlar, sadece açıklama bakımından değil işte başka konularda da onları ön plana, yani adeta bir deneme ülkesi gibi kullanıyorlar, sonra oradan çıkacak tepkilere göre bazı adımları atıyorlar ya da atmıyorlar. Avrupa içinde ne oluyor, ne bitiyor, hangi oyunlar oynanıyor, hangi stratejiler var; bunları detaylarıyla çok iyi biliyoruz. Avrupa ülkeleri, özellikle biraz önce söylediğim ülkeler, Türkiye’yi hafife almasınlar. Biz ne olup ne bittiğini gayet güzel bir şekilde görüyoruz, analiz ediyoruz, objektif bakıyoruz, önyargımız yok, yani Türkiye’yi hafife almasınlar, hiçbir konuda hafife almasınlar. Yani Türkiye eski Türkiye değil.

SORU- Efendim, siz Dışişleri Bakanlığı döneminde daha önce de Avrupa Birliği’nde … muhataplarınızla uzunca bir hukukunuz var, geçmişe dönük bir hukukunuz var. Şunu sormak istiyorum: Avrupa Birliği Türkiye’den vazgeçebilir mi, yani Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri seçimlerde, seçim kampanyalarında … yoksa dış politikanın bir zemini mi bu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esasen Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu Türkiye’den vazgeçmez ve vazgeçemezler. Türkiye’nin önemini, Avrupa için Türkiye’nin önemini çok iyi biliyorlar. Karşı çıkan ülkeler de çok iyi biliyor, ama iç siyasetten ve Avrupa Birliği içindeki gücü, dengeyi Türkiye’yle paylaşmamak için karşı çıkıyorlar. Fransa ve Almanya’nın –daha önce de açıkladım- karşı çıkmasının sebebi bu.

SORU- Yani nüfusumuz ve ekonomik gücümüz bir risk mi Avrupa Birliği için?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yani güç paylaşma bakımından bir risk. Esasen Avrupa’nın nüfusu yaşlanıyor, yani ciddi bir risk var burada gerçekten. Önümüzdeki 10 yıl içinde Avrupa Birliği’nde artık iş gücü azalmaya başlayacak. Ben daha önce Avrupa Konseyinde Göç ve Nüfus Komisyonu Başkanlığı da yaptığım için, mülteciler, burada çok ciddi çalışma yaptık, akademisyenleri görevlendirdik ve raportörler atadık ve önümüzdeki 20 yıl içinde Avrupa’nın en ciddi sorunu bu olacak. Dolayısıyla Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusu Avrupa için bir tehdit değil, tam tersi fırsattır. Aynı şekilde Türkiye ekonomik olarak güçlü olduğu zaman Avrupa Birliği’ne katkı sağlayacak hem ticaret, hem yatırım, hem diğer konularda, bir zararı yok.

Benim söylemek istediğim, Avrupa Birliği’nde karar mekanizmaları var. Avrupa Birliği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Fransa bir daha savaşmasın diye onları biraraya getirmek için kurulmuştur, ekonomik çıkarlar etrafında birleştirelim diye kurulmuştur, sonra siyasi boyutu olmuştur Avrupa Birliği’nin. Diğer taraftan da değerler etrafında bunları biraraya getirmek için, diğer Avrupa ülkelerini, Avrupa Konseyi kurulmuştur. Biz de Avrupa Konseyi’nin biliyorsunuz ilk 6 ay içinde kurucu üyelerinden birisi olduk. Dolayısıyla bu denge halen devam ediyor.

Fransızlar diyor ki Almanlara, siz geldiğiniz zaman Avrupa Parlamentosunda birinci ülke olacaksınız diyor. Şimdi bunlar alışmışlar şimdi kararları kendileri alacak. Diğer ülkeler de Almanya’ya, Fransa’ya diyor ki, siz kendi aranızda kararı alın biz uyalım diyor, bu anlayış halen devam ediyor. Bazı konularda işte ciddi itirazları olabiliyor İtalya’nın, bazı ülkelerin. Bu dengeyi bozmak istemiyorlar, yani karar masasında onlar olsun. Ben Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisine Başkan olduğum zaman, benden önceki 24 başkan, 47 üyesi var, sadece 10 ülkeden olmuştur, hep kendi aralarında çevirip durmuşlardır Başkanlığı, dışarı hiç çıkarmamışlar. Ve beni engellemek için o kadar çok şeyler yaptılar ki, ön seçim olduktan sonra da o kadar ayak oyunları yaptılar ki, her türlü senaryolar kurdular beni engelleyebilmek için, iftiralar falan atmaya da böyle plan yaptılar ama, sonra işte bunlar tutmaz, herkes Çavuşoğlu’nu tanır diye. Yedinci sene içinde ben Başkanlığı aldım, daha önceki Başkanların hepsi orada 20 sene görev yaptıktan sonra almışlar. Bu bir istisna oldu. Yani Türkiye’nin, Cumhurbaşkanımızın desteği, o zaman Başbakandı, bizim orada çalışmalarımız oldu.

Ama bunlar diğer konularda da böyledir, yani kararları biz alalım, herkes buna uysun; ama değişen dünyanın ve Avrupa’nın gerçeklerinden uzaklar. Oysa gücü de, yetkiyi de, sorumluluğu da paylaşmayı öğrenmemiz lazım. Bugün Türkiye için de geçerli bu, dünya için de geçerli, uluslararası örgütler için de geçerli.

SORU- Efendim, müsaadenizle ben bir soru sormak istiyorum.

Bir başka Avrupa sorununa dönüşmüş olan Katalonya meselesi. Hükümetimizin, Türkiye’nin bu konudaki net tavrı nedir?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bizim tavrımız son derece nettir, biz dost ve müttefik İspanya’nın sınır ve toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Bu sorunun da çatışmalarla değil diyalogla ve İspanya Anayasası ve hukuk çerçevesinde bir an önce çözülmesini arzu ediyoruz. Yani bizim bu konudaki tutumuz saridir, nettir.

SORU- … İngiltere’nin çıkacağından ve Avrupa Birliği’nin zaten kendi içerisinde bazı sıkıntılar yaşadığından Birliğin artık bir sorunu olmaya başladığından bahsetmiştiniz. Bu Katalonya referandumunu da buna bağlarsak, birbirini tetikleyen bir ayrışma söz konusu olabilir mi Avrupa için yakın gelecekte Sayın Bakanım?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şu anda Avrupa Birliği içinde Avrupa Birliği’nin yükünü paylaşma konusunda da görüş ayrılıkları oluşmaya başladı, devletler arasında da bu sorun var, ülke içinde siyasi partiler de bu konuyu gündeme getirmeye başladı. Mesela Almanya’da Liberal Partinin argümanı şuydu: Avrupa’nın finansörü neden biziz?

SORU- Fakir ülkelerin maliyetini biz ödüyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Evet, niye biz maliyetini ödüyoruz diyor. Şu anda Almanya’nın Avrupa’nın maliyetini ödemeye devam etmesini isteyen ülkeler, Almanya’da Liberallerinin içinde olacağı bir koalisyona çok karşılar, New York’ta gözlemledim bunu, ciddi bir şekilde karşılar.

SORU- Bu da yeni bir problem demek şimdi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Peki, AfD niye bu kadar oy aldı? O da Avrupa Birliği kurumuna tamamen karşı olduğu için. Demek ki, artık Almanya içinde de güçlenen bir Avrupa Birliği karşıtlığı giderek artıyor. Bunun sebebi nedir? Esasen seçim zamanında Türkiye karşıtlığını ön plana çıkarmak yerine, merkezdeki siyasi partiler kendi ülkelerindeki sorunları nasıl çözebiliriz ve Almanya, seversiniz, sevmezsiniz Avrupa Birliği’nin en önemli ülkesi, Avrupa Birliği içinde yaşanan sorunlar nedir, nasıl çözülebilir? Tüm Avrupa halkların tehdit altına alan bu aşırı akımları nasıl önleyebiliriz; bunun üzerine kafa yorsaydı seçim tartışmaları da daha sağlıklı giderdi. Suni bir tartışmaya girdiler, popülist partilerin söylemlerine takılıp gittiler. Ne oldu? Kazanan popülist partiler oldu, merkez partileri kaybetti. Merkez yine birinci oldu ama, bir önceki seçime göre ciddi bir oy kaybı var. Esasen bu zor şartlarda güçlü, ayakta durabilen partiler bir seçimde darbe alsa da, gelecekle ilgili yoluna güvenli bir şekilde devam eder. Çünkü ilkelerinizden bir kere taviz vermeye başladığınız zaman bu sefer güvenilirliğiniz de azalır, daha hızlı bir düşüş olur. Maalesef bu popülizmden siyasi partiler ve siyasetçiler kurtulamıyorlar.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.

Müsaadenizle Kudüs’e bağlanacağız, Turgut Alp Boyra karışımızda; buyursunlar.

SORU- Sayın Bakanım, malumunuz Filistin Ulusal Uzlaşı Hükümeti Gazze’deki görevi devralıyor ve bugün ilk kez Gazze’de Bakanlar Kurulu toplanacak. Filistin yönetimindeki bölünmüşlüğün sona erdiği bir dönem başlıyor gibi gözüküyor. Türkiye olarak bu sürece nasıl yaklaşıyoruz efendim?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok olumlu yaklaştığımızı hemen peşinen söylemek isterim. Bu sürecin ilerlemesi için, yani bu noktaya gelinmesi için esasen Türkiye’nin çok ciddi katkıları olmuştur. Biz başından beri bir taraftan Ortadoğu sorununun çözülmesi için çaba sarf ettik, diğer taraftan da Filistin içinde birlik, beraberliğin tesis edilmesi konusunda çok çaba sarf ettik. Hamas ve El-Fetih’in biraraya gelmesi, yani Gazze’yle yine Batı Şeria’da ayrılığın olmaması, aynı şekilde Filistin halkının geleceğini riske atacak kamplaşmaların olmaması için, hatta Ortadoğu sorununun çözümünde Filistin’in daha güçlü bir şekilde masada olabilmesi için bu birlik, beraberliğin sağlanması elzemdi ve Türkiye olarak biz sadece telkinlerde bulunmadık, çok ciddi çalışmalar yaptık ve iki tarafı biraraya getirdik.

Hamas seçimi kazandıktan sonra biz Hamas’la temasa geçtiğimiz zaman bizi eleştiren çok oldu. Oysa bizim niyetimiz gayet belliydi, bir taraftan Hamas’ı siyasi bir çizgiye çekmek, çünkü seçim demokratik ve şeffaf bir seçimdi. Biz de Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve diğer AGİT gibi kurumlarla bu seçimleri gözlemledik ve ortak değerlendirme buydu, şeffaf, demokratik bir seçim gerçekleştirdi o zaman Filistin ve artık Hamas’ın da siyasi çizgide olması gerekiyor ve olası bir çözümde, iki devletli bir çözümde de olumlu bir tavır sergilemesi gerekiyordu. Ve Filistin içinde de iki başlılığın ortadan kaldırılması gerekiyor. Şu anda Filistin üzerinde de oynanan oyunlar var. Bazı bölge ülkeleri Filistin yönetimini değiştirmeye çalışıyor, kendi kuklalarını Filistin’in başına getirmeye çalışıyorlar. Bu esasen Filistin için bir kaostur ve biz bu tehditlerin hepsini görüyoruz, esasen Filistin içindeki yönetim de bu tehditleri görüyor. Bugün uzun zamandır bizim de çaba sarf ettiğimiz bu birlik, beraberlik için atılan adımlar, önce Hamas’ın burada kendi yönetimini feshetmesi Gazze’de, şimdi Gazze’de hükümetin toplanması Filistin’in geleceği için bence tarihi bir adımdır, biz bunu çok olumlu görüyoruz ve destekliyoruz, desteklemeye de devam edeceğiz. Tabi bunun altını doldurmamız gerekiyor, yani bu bölgenin ekonomik kalkınmasını sağlamamız gerekiyor, işte Cenin’deki organize sanayimizin kurulması için süreci hızlandırdık. Aynı şekilde Gazze’de sahra hastaneleri olsun, okulların tekrar yapılması olsun, yine elektrik sorunun çözülmesi, bu konudaki sorunların giderilmesi gibi her türlü desteği de vermeye devam edeceğiz. Bu konuda da İsrail Yönetimi bizimle işbirliği yapıyor, bunu da söylememizde fayda var. Özellikle ilişkilerin normalleştirilmesinden bu yana bu adımları daha rahat bir şekilde atabiliyoruz. Önümüzdeki süreçte bu desteğimizi de arttıracağız. Uluslararası camiada da Filistin’e en güçlü maddi desteği veren biziz, bu desteğimizi de yine aynı şekilde sürdüreceğiz.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyorum efendim … değerlendirme yaptınız, daha ziyade Almanya’yla, Avrupa Birliği’yle işbirliği açısındandı. Meltem Uzun, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından bir soru soracak.

SORU- Sayın Bakanım, Almanya’daki genel seçimler geride kaldı, siyasi atmosfer çok yüksekti biliyorsunuz. Siz de mevkidaşınızla telefon görüşmesi yaptınız, bu görüşme nasıldı, umut verici bir görüşme miydi? Ayrıca bu yeni hükümette Yeşillerle bir koalisyon olması nasıl bir sıkıntı yaratır ya da sıkıntı yaratır mı?

SORU- Efendim, ben bu konuyla ilgili şunu söyleyeyim: İlişkilerde … biraz bizi idare edin gibi bir şey olur mu öncesinde ya da sonrasında?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok, öyle olmaz.

SORU- Bazı söylemlerimizi mazur görün diye.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok, o kadar dürüst olmuyorlar maalesef, ama biz görüyoruz tabi, seçim dolayısıyla bu retoriğin arttığını, Türkiye karşıtlığını ön plana çıkardığını görüyoruz.

Merkel’le Schulz arasındaki tartışmaya bakın, Merkel esasen makul bir çizgideydi, ama Schulz öyle bir sıkıştırdı ki tartışmada canlı yayında, Merkel de bazı söylemler içine girmek durumunda kaldı biraz önce söylediğim sebepten dolayı. Oysa Schulz Avrupa Parlamentosunun Başkanlığını da yapmış, daha geniş açıdan bakması gereken bir siyasetçi. Neden? Geldiği zaman yüzde 33’lerdi Schulz’a destek, dolayısıyla Sosyal Demokrat Partiye destek, sonra yüzde 22’ye doğru hızlıca inince nasıl toparlayacağım derdine girdiler ve yanlış, çabalarken daha da fazla battılar esasında, çünkü anlayışları yanlış. Türkiye’yi yönetmeyecek Almanya, Türkiye karşıtlığından ne kadar fazla oy beklersiniz? Tam tersi, bu tutumunu gören Türkler de Sosyal Demokrat Partiye oy vermediler. Daha önce bakıyoruz, Türklerin büyük bir bölümü Sosyal Demokrat Partiye, yani Schulz’un, Sigmar’ın partisine oy veriyor. Neden? Çifte vatandaşlık konusunda sıcak bakıyor, göçmenlere daha özgürlükçü, insan hakları konusunda daha hassas. Şimdi sen AfD çizgisine gidersen bizim vatandaşlarımız oy verir mi? Vermez. Sadece bizim vatandaşlarımızdan dolayı değil tabi, yanlış politikalardan dolayı, ciddi bir hataya düştüklerinden dolayı oyu azaldı.

Ama şimdi seçim geçti, o gün dostum Sigmar’a da söyledim, artık seçim bitti, retoriği bir kenara bırakalım, gerçeklerle karşı karşıyayız, ikili ilişkileri gerçekçi bir zeminde nasıl güçlendireceğiz, buna bakalım. Kendisi de aynı anlayış içinde olduğunu söyledi ve önümüzdeki süreçte hangi adımları atacağız, bunları değerlendireceğiz. Kendisiyle yine bugün, yarın telefonla tekrar görüşeceğiz, bu diyaloğun devam etmesi önemli. Bazen alt düzeyde teknik konuların görüşülmesi, hassas konuların görüşülmesi de önemli, bu tür temasları da sürdüreceğiz. Ama tabi esas ciddi adımların atılması için üst düzey temaslar da önemli, bunun hazırlıkları yapıldıktan sonra bu adımlar da atılır. Biz gerçekten hep söylüyoruz, bugün bir kere daha vurgulamak istiyorum, Almanya’ya hiçbir zaman negatif bakmadık, bakmamız için de bir sebep yok. Almanya ne kadar güçlü olursa bizim için iyidir. Oradaki 4 milyona yakın vatandaşımız için de iyidir, Türkiye için de iyidir. Almanya bizim birinci ticaret ortağımız ve Almanya’nın yatırımları ortada, yine birçok alanda Almanya’yla ciddi işbirliğimiz var. Almanya’nın kötülüğünden bize ne fayda olur; biz böyle bakıyoruz. Ama Almanya’nın da bizi rekabet edecek bir ülke olarak değil, ortaklık yapacağı bir ülke olarak görmesi lazım; ekonomik savaşın Almanya’ya da, bize de bir faydası yok. Almanya’nın ekonomik savaşı sürdürmemesi lazım, ekonomik işbirliğini ön planda tutması lazım. Bu yanlışı kim soktuysa oradaki yönetimlerin kafasına, Almanya’yı böyle ekonomik olarak bir rekabete sürüklemek istiyorlar, sadece Türkiye’yle değil tüm dünyayla. Oysa ekonomik güç olmak için herkesle çatışmayacaksınız, herkesle işbirliği yapacaksınız, çünkü ekonomiler baktığınız zaman tamamlayıcı nitelikte, ticarette de öyle.

Almanya’yla ticaretimiz esasen dengeli; ticaret açığı bizim lehimize de olsa, onların lehine de olsa, ülke bazında söylüyorum, çok fazla değil. Mesela Rusya’yla, tabi doğalgaz ve petrol, enerji ithalatından dolayı fazla, Çin’le aynı şekilde açık onların lehine. Şimdi bunu kapatmak için tarım ürünleri ve diğer ürünlerdeki engelleri kaldırmaya çalışıyoruz Çin’le beraber. Dolayısıyla Almanya’yla bizim ne sorunumuz olabilir ki?

Ben daha önce de söyledim, hem Dışişleri Bakanı olarak geldiği zaman Steinmeier’e, hem de Sigmar Gabriel’e çok basit bir soru sordum, bugüne kadar Türkiye’den herhangi bir düşmanlık gördünüz mü? Yok. Peki, ne istiyorsunuz? Bizim tarafımızda sorun yok. Ama Almanya’nın da artık Türkiye’yi eski Türkiye olarak görmemesi, eşit bir ortak olarak görmeyi öğrenmesi gerekiyor, kabullenmesi gerekiyor, hazmetmesi gerekiyor. Hani diyorlar ya Avrupa Türkiye’yi hazmedemez diye. Ama artık Türkiye’ye alışacaksınız, güçlü bir Türkiye olarak güçleniyoruz, onurlu bir milletiz ve eşit, ortak şekilde yola devam etmek istiyoruz, kimsenin üzerinde hükümranlık kurmak istemiyoruz, ama başkalarının da bizim üzerimizde hükümranlık kurmasına da müsaade etmiyoruz. Varsa bir yanlış, hata, onu da konuşalım. Gelecekle ilgili beraber yürüyecek onu da konuşalım. Böyle bir ülkeden ne istersiniz?

Sigmar Gabriel Malta’da bana, “biz çok hata yaptık” dedi referandum öncesi. “Hangi adımları atalım ki ilişkileri düzeltelim” dedi. Biz yine orada gayet olumlu bir yaklaşımda bulunarak, “tek taraflı adımlar sağlıklı ve kalıcı olmaz, beraber adım atalım, biz de bazı adımlar atalım ki sizin elinizi kolaylaştıralım, Almanya içinde sizi de zor duruma düşürmeyelim.” Şimdi böyle düşünen bir ülkeden ne kötülük olabilir ki? Şunu da söyledim: “Siz bir adım adın, biz size yönelik iki adım atacağız.” Bundan daha samimi bir yaklaşım olabilir mi? Bu yaklaşım Cumhurbaşkanımızda da var, Başbakanımızda da var, Hükümetimizde de var, hepimizde var, halkımızda da var esasında. O yüzden Almanya’nın şu Türkiye karşıtlığını yenmesi lazım, İslam düşmanlığını yenmesi lazım ve Avrupa’da yine güçlü, lider ülke olabilmesi için bu yanlışları bir kenara bırakarak eski Almanya hüviyetine tekrar dönmesi lazım, biz bu ilişkileri sağlıklı bir şekilde geleceğe taşıyabilelim.

SORU- Efendim, biz geçtiğimiz yıllar içerisinde ay oldu üç kere, dört kere Sayın Merkel’i gördük. Kısa zamanda yine böyle bir zirve hazırlığı içerisinde … bekleyelim mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Neden olmasın? Zaten Sayın Cumhurbaşkanımızla Sayın Merkel her vesileyle görüşüyorlar, uluslararası zirveler, toplantılar çerçevesinde de görüşüyorlar. Sayın Merkel de defalarca bizdeki etkinliklere de geldi, doğrudan ikili ziyaret için de geldi. Özellikle bu göçmen krizi döneminde sık sık geldi biliyorsunuz ve o süreçte de bizim en yakın çalıştığımız kişi Sayın Merkel oldu. Makul yaklaşımları sayesinde ve gösterdiği liderlik çerçevesinde biz Sayın Merkel’le yakın işbirliği içindeydik. Hatta bazı ülkeler veya bazı ülkelerin devlet başkanları ya da hükümet başkanları biraz kıskançlık içine de girdiler o zaman, Merkel de bunu fark etti. Merkel’le önümüzdeki süreçte yine… Elbette onlar şimdi hükümet kuracaklar, kolay bir süreç değil. Siz sordunuz, işte Yeşiller girerse ne olur diye. Tabi Avrupa’da koalisyon kültürü bizdeki koalisyon kültüründen daha iyi. Biz niye şimdi bu yeni sistemi getirdik, yönetimde başkanlık sistemini getirdik? Esasen koalisyonların da önüne geçmek için, sebeplerinden biri buydu. En son 7 Haziran’da biliyorsunuz tek başına iktidar çıkmadı ve koalisyon da kuramadık. Avrupa’da, şimdi Hollanda’da bak kaç aydır yeni hükümet kurulamıyor, hiç ses seda yok, bizde bu kadar olsa her gün konuşurduk. Avrupa’da, Belçika’da da öyle, iki seneye yaklaştı falan, bir koalisyon kültürü var. Bizde geçmişte çok başarısız oldu, ekonomik ve siyasi krizlerle sonuçlandı.

Fakat burada Merkel’in partisiyle CDU ve CSU ittifakıyla diğer partiler arasında çok ciddi görüş ve politika farklılıkları var, o sebeple üçlü koalisyonu: tabi bir ülkenin iç işine karışmayız, ama şahsi gözlemimi söylüyorum, oluşturmak zor, zor görüyorum, olsa bile işlemesi de çok zor. Bunu parti parti değerlendirmiyorum, ama ciddi görüş farklılıkları var. Temel politikalarda biraz önce söylediğim gibi Avrupa Birliği’ni de ilgilendiren, tüm Avrupa’yı da ilgilendiren konularda temel görüş farklılıkları var, ama yine de ne olacağı belli olmaz.

SORU- Özellikle misafir ülke statüsüyle burada bir mülteci aldığımız dönemlerde Merkel’in Türkiye’ye yapılacak bir maliyeti üstlenme katkılarıyla ilgili olarak diğer ülkeleri ikna etmesi gibi bir beklentimiz bile oluşmuştu, o derece Türkiye lehine bir tutum takınıyordu Merkel. Yeniden o noktaya gelebilir miyiz sizce?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Merkel bu konuda gerçekten çok ciddi bir tutum sergiler, bu külfeti paylaşmamız gerekiyor. Hatta şunu da söyledik: Bir göçmenin Avrupa’daki maliyeti 10 ise yerinde ve Suriye’deki 1’dir. Ekonomik olarak da bunun mantıklı olduğunu diğer ülkelere söyledi ve bu külfetin paylaşılması. Ayrıca birebir formülü çerçevesinde bizim geri alacağımız her kaçak göçmen karşılığında Avrupalılar da bir Suriyeliyi yerleştirecekti. Her ülke bu konuda hassasiyet göstersin, kendi ülkesine göçmen alsın diye de Merkel çok güçlü bir duruş sergiliyor. Ama her ülke tabi göçmen almadı, bazıları hatta çok ciddi bir şekilde karşı çıktı.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyorum. Zuhal Demirci-

SORU- Sayın Bakanım, Putin’in Türkiye ziyaretinde teknik çalışmaların yoğunlaştırılması kararı alınmıştı. Hedeflenen normalleşmenin gerisinde miyiz, spesifik olarak hangi konularda sonuç bekleniyor?

Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teknik çalışmanın sadece ikili ilişkiler için değil, Suriye ve İdlib için de yapılması gerekiyor ki yapıldı. Teknik çalışmanın amacı sadece ikili ilişkilerde geri kalan konuların halledilmesiyle ilgili değildi. Suriye’de İdlib bölgesinde o saldırıların durdurulması ve çatışmaların tamamen durdurulması için teknik ekiplerin çalışması, bilgi paylaşımının sağlıklı ve zamanında yapılabilmesi için yine bu teknik ekiplerin oluşturulması önemliydi.

İkili ilişkilerde esasen uçak düşürme hadisesinin öncesine dönmeye az kaldı. Vize konusunda biliyorsunuz henüz o günlere dönemedik. Vize serbestisi vardı, biz halen Rus vatandaşlarına vize uygulamıyoruz, sadece resmi görevlilere vize uyguluyoruz onlar vizeyi kaldırdığı için uygulamaya başladık. Bunun tamamen kalkması için bu teknik ekip güvenlik tedbirleri nasıl alınabilir, nasıl uygulanabilir bu çalışmayı sürdürecek. Aynı şekilde enerji iş birliğimizin güçlenmesi, mevcut projelerimizin hayata geçirilmesi için teknik ekip çalışmalarını sürdürecek. Diğer taraftan, ticaretin önündeki engellerin hepsi henüz kalkmadı. İşte daha önce hep domatesi falan konuşuyorduk, şimdi domates konusunda bir anlayış oluştu ve Rusya’daki üretim tüketimi karşılamıyor, arada bir açık var o açık konusunda Türkiye’ye öncelik verilecek. Nar ve diğer ürünler konusunda Rusya’dan teknik ekipler şu anda Türkiye’de çalışmaları yapıyorlar.

Bir de ulaştırma alanında şoförlerin vizeleri ve kota konusunda bazı çalışmaları birlikte yapmamız gerekiyor ki ticaretin önündeki engeller tamamen kalksın. Şu anda ulaştırma konusunda da bazı teknik sorunlar var. Esasen bunlar çok ciddi şeyler değil, çözülebilecek şeyler. İki Başkan ortak iradeyi sergiledi bizlerin Bakanlar düzeyinde ve daha alt düzeyde uzmanlarımızın bunları hayata geçirmesi lazım, hazırlık çalışmalarını sürdürmesi gerekiyor. Anlaşmalarda tadilat yapılacaksa bunları yapmamız gerekiyor, teknik ekiplerin oluşturulmasının sebebi budur.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyoruz. Hediye Nur Çolak.

SORU- Sayın Bakanım, Arakanlı Müslümanların trajedisi sürüyor bildiğiniz gibi, ama yüz binlerce insanın dramı uluslararası toplumu harekete sizce neden geçirmiyor? Türkiye’nin bu konudaki girişimleri ne durumda? Bangladeş yönetiminin Arakanlı sığınmacıları bir adada toplama projesine nasıl yaklaşıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Uluslararası toplum kendilerini doğrudan ilgilendiren konuların dışında hangi konuda hassasiyet göstermiş ki bu konuda hassasiyet göstersin. Bırakın uluslararası toplumu, Arakanlı Müslümanlar zulüm altındayken hangi Müslüman ülkeler hassasiyet göstermiş, hangileri gösterememiştir? Bizim dışımızda yine bizimle iş birliği yapan birkaç ülke dışında hangi ülke bu hassasiyeti göstermiştir? Endonezya’ya bu konuda özellikle teşekkür ediyoruz ve yakın iş birliği içindeyiz Dışişleri Bakanıyla da, New York’ta da yine bu konuyu birlikte görüştük. Bazı ülkeler, Azerbaycan, insani yardım gönderdi; Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev insani yardım konusunda iş birliği yapmak istedi; Katar’ın bir hassasiyeti var. Maalesef uluslararası camiayı bırakın İslam dünyası da bu konuda gereken hassasiyeti göstermedi. Biz New York’ta mesaimizi en çok buna harcadık. Cumhurbaşkanımızla beraber, Cumhurbaşkanımızın ikili görüşmeleri oldu, Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’yla biliyorsunuz bir görüşme gerçekleştirdim. İslam İşbirliği Teşkilatıyla birlikte Cumhurbaşkanımızın Başkanlığında düzenlediğimiz etkinliğe ciddi bir katılım oldu. Mülteciler Yüksek Komiseri, Uluslararası Göç Örgütü Direktörü, UNICEF’in Direktöründen tutun da, Genel Sekreter Yardımcısı diğer uluslararası örgütlerin temsilcileri ve birçok ülkenin P5 bölge ülkeler, tüm ülkeler davet edilmedi buraya. Bölge ülkeleri Avusturalya, Yeni Zelanda, P-5 ülkeleri ve bazı ülkeler davet edildi, büyük katılım oldu. Diğer görüşmelerimizde bu konuyu ön planda tuttuk. Temasları yaparken, sahada bu insanlara nasıl yardımcı olabileceğimize odaklanıyoruz, bir taraftan bir siyasi çözüm bulunması için. Yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısı oldu geçtiğimiz hafta, Türkiye’de buraya katıldı. Bir taraftan uluslararası örgütler nezdinde çok ciddi çaba sarf ederken, diğer taraftan bu zor şartlarda yaşayan insanların yardımına koşmak için her türlü hassasiyeti gösteriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın refikaları Emine Erdoğan Hanımefendiyle beraber Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız, Bilal Erdoğan ve arkadaşlarımızla, TİKA, Kızılay, AFAD ile beraber oraya gittiğimiz zaman bu insanların ne kadar zor şartlar altında yaşadığını gördük. Yeni gelenler bir taraftan, daha önce kaçmak zorunda kalanlar diğer taraftan. Büyük alanda küçük barakalar altında yaşıyorlar, yani insan gerçekten üzülüyor. Tabi Bangladeş’e teşekkür ediyoruz onlar bu açık kapı politikasını sürdürdüler. Bangladeş için de ciddi bir külfettir. Bangladeş’in de zaten kendi sorunları var, ekonomik sorunları var dolayısıyla, Bangladeş’e de yardım etmemiz gerekiyor. Şimdi bir taraftan Arakan bölgesindeki kardeşlerimize insanı yardımları ulaştırmak için TİKA yoğun çaba sarf ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Aung San Suu Kyi'yle yaptığı telefon görüşmesinden sonra kapılar tekrar açıldı. Diğer taraftan Kızılay, AFAD ve TİKA Bangladeş’teki kardeşlerimize yiyecek, içecek yardımlarımızı her gün ulaştırıyorlar. Ama bunların daha insani şartlarda yaşaması için buralara kamplar kurmamız gerekiyor. Esasen oraya Türkiye standartlarında kamp kurabiliriz bu konuda bir sıkıntı yok. Ancak Bangladeş kalıcı kampların kurulmasını istemiyor. Buradaki argümanı da şu: Eğer bu kamplar kurulursa bir daha bu insanlar geri dönmez. Esasen bu kişilerin kendi ülkesine dönmeleri gerekir, doğrudur. Arakan bölgesi bunların vatanıdır, kimse buradaki Arakanlı Müslümanların Myanmar’ın bir parçası olmadığını söyleyemez, bunlar binlerce yıldır burada yaşıyorlar. O sebeple geri dönmelerinin sağlanması gerekiyor, ama şu anda böyle bir ortam yok. Önce Myanmar’daki sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu kişilerin dönünceye kadar da insanca yaşamaları için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız hem Şeyh Hasina’dan hem de Cumhurbaşkanından bize bir yer tahsisi yapılmasını talep etti. Aynı şekilde Emine Erdoğan Hanımefendiyle beraber Şeyh Hasina’yla görüştüğümüzde biz de bu talebimizi kendilerine ilettik, Dışişleri Bakanıyla da görüştük.

Şeyh Hasina daha sonra New York’ta bir ada tahsis edeceklerini söylediler. En son Başbakan Yardımcımız Sayın Recep Akdağ’da bölgeye gidip geldi. Henüz bu ada tahsisi yapılmasının ve adanın şartlarını tabi bilmiyoruz. Eğer bu adanın şartları insanların orada yaşamasına müsaitse, uygunsa biz tabi ki bu adada bu kardeşlerimiz için kamplar kurarız. Bu konuda bizimle iş birliği yapmak isteyen kurumlar, uluslararası örgütler ve ülkeler var, ama hiç kimse olmasa biz yine yaparız, yapmamız gerekiyor bizim boynumuzun borcudur. Çünkü biz Türkiye olarak artık tüm dünyada ki mazlumlardan da sorumluyuz, ümmetten de sorumluyuz biz bu bilinç içinde çalışıyoruz. Bu kardeşlerimizi de burada yalnız bırakmayız gittik gördük şartlarını gerçekten insan insanlığından utanıyor. Bu insanları bu şartlara zorlayan yönetim, hatta bunun içinde Budist rahipler de var ırkçı. Onu söyledim New York’ta geçen gün Terörizmle Mücadele Toplantısında. Biz şimdi Budizm terörü diyor muyuz Myanmar’da veya Budizm’e laf atıyor muyuz? Biz biliyoruz ki, Budizm’de de aslında insanları öldürmek, katletmek orada … peki siz DEAŞ’la veya diğer terör örgütleriyle mücadele ederken işin kolayını niye seçiyorsunuz? Neden “İslami radikalizm”, “İslami terörizm” diyorsunuz. Şimdi vatandaşların yorumlarını görüyoruz Las Vegas’taki terör saldırısından sonra “Hıristiyan terörü” diyorlar, biz öyle görmüyoruz esasen. Çünkü terörün dini, ırkı, bölgesi, rengi olmaz. Bu sebeple bu konularda da dikkatli olmak lazım. Ama burada bir gerçek var ki Myanmar’daki saldırılar sistematik. Myanmar yönetimi bazen inkar ediyor, biz buna katılmıyoruz. Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Dışişleri Bakanlığını fiilen yürüten Devlet Bakanı yine Boris Johnson’un ev sahipliğinde birçok dışişleri bakanının da katıldığı, benim de katıldığım bir toplantıdaydı. Kendilerine inkar edince şunu söyledim: Biz gittik Bangladeş’te bu insanların kendisinden dinledik hikayelerini, yaşadıklarını. Annelerini, babalarının, eşlerinin, çocuklarının, kızlarının, bacılarının nasıl katledildiğini, yaşadıkları yerlerin nasıl yakıldığını kendilerinden dinledik, nasıl kurtulduklarını kendilerinden öğrendik. Kaçarken arkadan nasıl vurulduklarını, yaralarını gördük. O yüzden “bu yalandır, uydurmadır fabrikasyondur” demeyin; biz biliyoruz gerçek olduğunu. Hatta şu soruyu da sorduk: “Peki, siz ülkenin diğer bölgelerinde de terör örgütleriyle mücadele ediyor musunuz?” “Evet, ediyoruz.” “Çin sınırında ayrılıkçı gruplarla Marksist, Komünist ideolojisine sahip gruplarla her gün çatışıyor musunuz? Çatışıyorsunuz”. “Peki, bunları yaparken oradaki sivilleri de yakıyor musunuz, evlerini yakıyor musunuz, onları öldürüyor musunuz, binlerce sivili öldürüyor musunuz?” “O nereden çıktı?” “Burada öyle yapıyorsunuz. Terörizmle mücadele yapıyoruz diye binlerce sivili öldürdünüz, masum insanı öldürdünüz, geri dönmesinler diye mayın döşüyorsunuz.” Bu zulmün durdurulması gerekiyor. Diğer taraftan kaçmak zorunda kalan ve orada yaşayan insanların en azından temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor.

SORU- Siz değindiğiniz için oradan devam etmek istiyorum Sayın Bakanım, Las Vegas saldırısı terör saldırısı. Basının hadiseyi hep böyle beyaz ve lokal Amerikalının üzerine işte … üzerinden görmesi, ama bir göçmen … ya da Müslüman olması durumunda olayın farklı gitmesi … ama Türkiye Amerika’yla hemen Amerikan’ın halkının üzüntüsünü paylaştığına dair bir açıklamada bulundu Hükümet Sözcüsü Sayın Bekir Bozdağ ardından Sayın Başbakan teyit edelim Amerika … dedi. Siz Amerikalıları yakın gelecekte buna yönelik bir radikal adım almak üzere mi değerlendiriyorsunuz, böyle bir şey var mı ya da bu bireysel silahlanmaya yönelik bir karar…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Esasen Amerika’daki ilk saldırı değil. Çok ciddi bir sorun sık sık okullarda bir kişi geliyor okulu tarıyor, masum çocukları öldürüyor burada da binlerce insan var. Otelin işte 30 bilmem kaçıncı katından gelişi güzel insanların üzerine ateş ediyor. Esasen Amerika’da Obama yönetimi bireysel silahlanmayla ilgili bazı tedbirler alacağını söylüyordu, ama şimdi Trump yönetiminin bu konudaki tutumunun ne olduğunu bilmiyoruz, esasen cumhuriyetçiler temelde bu tür önlemlere karşı değil. Ama bana göre bireysel silahlanma Amerika için çok ciddi bir tehdit. İşte en son yine bu ırkçılar sokaklarda değişik kıyafetlerle, üniformalarla diyelim, sivilin giyeceği kıyafet değil de asker kıyafetleriyle, özel tim kıyafetleriyle her türlü silahlarla donatılmış, birçok ülkede askerlerin bile elinde olmayan silahlarla donatılmış. Orada bir kıvılcım olsa çok ciddi bir çatışma. Bu silahlanma ve silahlandırma merakından Amerika’nın vazgeçmesi lazım. YPG’yi silahlandırma merakı da çok ciddi bir tehdit. Bize göre Amerika içinde bir silahlanma kendi güvenlikleri için olduğundan onların kendi bileceği iş, ama bana göre ciddi bir tehlike. Bir sınırlama olması lazım, o kişinin evi adeta silah deposu. Bir insan bu kadar silahı niye alır? Bir sınırlamanın olması lazım. Oyuncak değil havai fişekte bile sınırlama var. Tabi kendi bilecekleri iş. Ama üzüldük, ben de sosyal medyadan üzüntü duyduğumu açıkladım ve acılarımı paylaştığımı söyledim. Vatandaşlarımızdan Amerika’nın YPG’ye verdiği destekten dolayı ve FETÖ’nün hala orada yaşamasından dolayı vatandaşlarımızdan da ciddi tepki geldi. Niye üzüntü, onlar bizimkini paylaşıyor mu? Biz her zaman samimiyiz bu konuda. Terör konusunda da terörün mağdurları konusunda da samimiyiz. Terör kimi hedef almış bizi ilgilendirmez. Kimi hedef alırsa alsın o terör de lanetlenmeli ve hedef olan ülke ve toplumlarla da dayanışmayı biz göstermeliyiz ve bu konuda göstermelik davranmıyoruz, samimi bir şekilde yaklaşıyoruz. Terörden çok çekmiş bir ülke olarak da elbette en iyi biz anlarız ve paylaşıyoruz. Biz kimsenin felaketinden mutluluk duymamız.

SORU- Biraz önce zikrettiğiniz başlıkta Sayın Trump’la Amerikan Başkanıyla görüşmeniz de oldu heyet olarak. Öyle zannediyorum bu biraz evvel ki dediğiniz iki hususta çok fazla bir gelişme kaydedemedik yani her iki çalışmada devam eden Fethullah Gülen iade süreci var, diğer yandan YPG’ye aynı noktada bakışlarımız farklı olduğunu biliyoruz. Amerikalı dostlarınıza, meslektaşlarınıza Türkiye’de sizin de artık … biraz evvel bahsettiğiniz sosyal medya mesajına gelen tepkiler üzerine soruyorum, bir anti Amerikancılığın oluştuğu tehlikesinden bahsediyor musunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bahsediyoruz, çok net söylüyoruz, bunun da sorumlusunun kendilerinin olduğunu söylüyoruz. Biz sorumlu değiliz, Amerikan karşıtlığı yapmıyoruz. Amerika’nın hatalarını söylüyoruz, yüzlerine de söylüyoruz açık bir şekilde söylüyoruz, her yerde söylüyoruz. Ama hiçbir zaman Amerikan karşıtlığı veya Hıristiyan karşıtlığı yapmadık biz. Amerikalılara da sizin bu hatalarınız yüzünden ciddi bir Amerika karşıtlığı olduğunu ve siyasetçiler olarak bizi de etkilediğini, kısıtladığını açık net söylüyoruz ve bunun sebeplerini de izah ediyoruz. YPG ve FETÖ iki ana sebebi var, bunları da aşmamız gerekiyor. Şimdi Rakka operasyonu bitti göreceğiz bakacağız bu seri numaralarını aldıkları silahları geri toplayabilecekler mi? Sayın Cumhurbaşkanımız Başkan Trump’a daha önce Irak’ta bunu yapamadıklarını çok net bir şekilde son görüşmemizde de anlattı. Bunun sadece ekonomik külfetini düşünmemesi lazım Amerika’nın. Onlar daha çok “bu kadar silah ne kadar para ediyor, vermeye değer mi, değmez mi?” Bir de bu silahların verilmesi Suriye’nin geleceği için de çok önemli bir risk.

Ne istiyoruz, niye Suriye’deyiz hep beraber, niye mücadele ediyoruz? Bir taraftan savaşı durdurmaya çalışıyoruz ilk günden bu yana, diğer taraftan terör örgütleriyle mücadele ediyoruz. Şimdi burada YPG’ye silah verdiniz YPG ülkeyi bölmeye çalışacak bu sefer ileride de Merkezi Hükümetle, YPG arasında kim olursa olsun hükümet çatışmaları devam edecek. Çatışmalar devam ettiği zaman başka bölgelerinde de kaos oluşma riski var. Aynı şekilde bu ortamdan kim faydalanacak? Radikal gruplar, yine terör örgütleri ortaya çıkacak, kısır döngü devam edecek. Irak’ta şimdi sorunun sebebi ne? Irak’ta şu anda yaşanan sorunların en büyük sebebi Amerika müdahalesi ve Amerika ayrılırken buranın yönetimini yanlış kişilere vermesi.

SORU- O kadar uyarmanıza rağmen…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Defalarca uyarmamıza rağmen. Şimdi yine aynı hatayı Suriye’de yapıyoruz, yarın Suriye bu kaostan kurtulamayacak, bunu mu istiyorsun sen onu söyle. ABD olarak ya da koalisyon olarak bunu mu istiyorsunuz, yoksa gerçek anlamda istikrar mı istiyorsunuz, barış mı istiyorsunuz? Bir kere Amerika’nın diğer ülkelerin bu soruyu net bir şekilde cevaplaması gerekiyor. Ama bize söyledikleri hep şudur: “Biz Suriye’nin sınır bütünlüğünü, toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Ayrılmaya ya da bölünmeye karşıyız, başka şeylere karşıyız.” Ama bu konuda samimiyseniz bile attığınız adımlarla esasen bunun tersini yapıyorsunuz ya da bu duruşunuzun tersine bir Suriye’nin oluşmasına yardımcı oluyorsunuz. Eğer gerçekten birlik, beraberliğine, sınır bütünlüğüne yönelik sözlerinizde samimiyseniz, attığınız adımlar çelişiyor.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Teşekkür ediyorum. Nazlı Yüzbaşıoğlu.

SORU - Sayın Bakanım, Kıbrıs’ta çözüm umudu son müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla tamamen tükendi mi? Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu uluslararası toplumun görmezden geldiğini görüyoruz, bu şartlarda çözümsüzlük devam edecek mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi Birleşmiş Milletler parametreleri ve 2014 11 Şubat 2014 ortak deklarasyon çerçevesinde sürdürülen müzakerelerden bir sonuç elde edemedik. Crans-Montana’da herkes gördü ki Rum tarafı -Rum tarafını Yunanistan destekliyor ama kısaca Rum tarafı diyelim- böyle bir çözüme hazır değil. Biz gösterebileceğimiz esnekliği gösterdik. Elbette sıfır garanti, sıfır asker olamaz, bu rüya bile olamaz. Fakat gösterebileceğimiz yapıcı tutumu ve esnekliği biz samimi bir şekilde orada gösterdik, çözüm için orada olduğumuzu herkes gördü. Şu anda uluslararası camia kendi aralarındaki görüşmelerde ve bizimle olan görüşmelerde KKTC’nin ve Türkiye’nin çok yapıcı olduğunu ve çözüm için orada olduğunu söylüyor ve kabulleniyor. Neden? Çünkü buraya katılan diğer kişilerle, kurumlar Avrupa Birliği de dahil, bunu açık bir şekilde herkesle konuşuyorlar. Hemen Crans-Montana’nın ertesi günü Hamburg’a G-20 için gittiğimizde orada karşılaştığımız birçok hükümet başkanı, devlet başkanı ve Avrupa Birliği bize teşekkür etti. Biz duyduk, bize anlattılar. New York’taki görüşmelerimizde de bunu herkes teyit etti, hatta Rum Kesiminden başka siyasetçiler de bunu teyit etti. Demek ki, bu işin sorumlusu biz değiliz şu andaki mevcut durumun sorumlusu biz değiliz. 2004’te de zaten Annan Planında da bu bir daha görüldü, artık tüm dünyanın bunu görmesi gerekiyor. Her şeyden önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki kısıtlamaların, ambargoların kalkması lazım. Biz esasen Crans-Montana’dan bu yana da herhangi bir negatif tutum içine girmedik, bir tarafı ağır suçlayıcı bir tutum içine girmedik. Dedik ki, “bundan sonra neyi müzakere edeceğiz, hangi parametrelerle müzakere yapacağız? Bunu kendi aramızda değerlendireceğiz” dedik. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın talimatıyla bir ziyarette bulunduk. Sayın Cumhurbaşkanı, Akıncı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı yine Hükümette bulunan diğer parti, başbakan yardımcısı, muhalefetteki partilerin liderleriyle bir toplantı yaptık. Daha kendi aramızda çalışmaları, görüşmeleri, istişareleri sürdürelim, nasıl bir çözüm istiyoruz, parametresi ne olacak bu konuda bir mutabakata varırız. Zaten şu anda Güney’de bir seçim olduğu için bunu konuşmanın bir manası da yok, önce Güney’deki seçim sürecini geride bırakmamız lazım. Zaten bu sorunların, bir çözüme varamamamızın bir sebebi de Rum tarafında seçim sürecinin başlamasıydı, ama tek sebebi bu değil. Rumların ve Rum halkının kafasında böyle bir paylaşma yok. Yönetimi, gücü, aynı şekilde onlar birçok şeyi paylaşmak istemiyorlar. Onlara göre kendilerinin bir devleti var ve Avrupa Birliği üyesi olmuşlar, “niye Türklerle bunları paylaşalım?” esas sorununun sebebi bu. O zaman neyi müzakere edeceğimizi oturup yeniden konuşuruz. Yine diplomasi, müzakere yoluyla artık çözüme gitmemiz lazım, belirsizliği öyle ya da böyle ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bunu şu anda gözlemliyoruz, görüşüyoruz, istişare ediyoruz. Güney’deki seçimler bittikten sonra, o zamana kadar, bizim de KKTC’yle birlikte tutumumuz, duruşumuz netleşir. Ama uluslararası camia bu konuda, Crans-Montana ve müzakere sürecinin geldiği bu noktada, Türkiye’nin ve KKTC’nin haklılığını teslim ediyorlar. Bu raporlara girer mi? O başka bir şey. Ama en azından kendi aralarındaki konuşmalarda bile ve bizimle olan görüşmelerde bunu söylüyorlar.

AA GENEL MÜDÜRÜ ŞENOL KAZANCI- Bugün Editör Masasında misafirimiz Adalet ve Kalkınma Partisi Antalya Milletvekili, aynı zamanda Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’ydu. Sayın Bakanım şeref verdiniz, çok teşekkür ediyoruz. Her davetimizde muhakkak programınızı zorlayarak katılıyorsunuz … Teşekkürlerimizi arz ediyoruz ve sizi kısa bir zaman sonra burada ağırlamayı isteriz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum. Ne zaman arzu ederseniz geliriz, büyük de keyif alıyoruz.