#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Almanya’nın Tutumu Hakkında Basın Mensuplarının Sorularına Verdiği Yanıtlar, 20.07.2017, KKTC

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok değerli basın mensupları, öncelikle çok teşekkür ediyorum.

Almanya, aramızda tarihi bağları olan müttefik bir ülkedir, ancak son dönemde ilişkilerimizde ciddi gerginlikler yaşanıyor. Esasen bu gerginliğin sebeplerini çok iyi şekilde analiz etmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti olarak teröre ve terör örgütlerine karşı ciddi mücadele veriyoruz, terör örgütlerinin her türlüsüyle, PKK, DHKP-C, PYD, YPG, FETÖ, DAEŞ, hepsiyle mücadele ediyoruz ve bu mücadelede binlerce şehit verdik. Terörle mücadelede hiçbir şekilde taviz vermemiz mümkün değildir. PKK ve FETÖ köşeye sıkışmış durumdadır, çünkü inlerine girdik, peşlerini bırakmıyoruz içeride ve dışarıda. Ancak bu iki örgütün de sığındığı ana ülke maalesef dost ve müttefik bildiğimiz Almanya olmuştur. Düşünün, müttefikimiz olan bir ülke devletimizi yıkmak isteyen örgütlerinin kendi topraklarında faaliyet göstermelerine izin veriyor ve seyirci kalıyor, bu örgütlerin ülkemizden kaçan mensuplarına da kucak açıyor.

Özellikle PKK’yla ilgili ilettiğimiz taleplere, Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bizzat Sayın Merkel’e ilettiği taleplere de her zaman şu cevapları vermişlerdir: 4 bin dosya var, bağımsız yargı bunu takip ediyor. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanımız sorduğu zaman, Sayın Merkel, bu dosya sayısı 4500 oldu, ama yargı süreci bunlarla birlikte devam ediyor ve adeta “sizin Parlamentonuzu bombalayan teröristler, sizi yıkmak için terör faaliyetlerini sürdüren teröristler bizim için terör örgütü değildir” anlayışıyla hareket ediyorlar. Yine bazı ülkelerin sınır dışı ettiği mahkeme kararıyla, örneğin en son İsviçre, bir PKK’lı, bir DHKP-C’li Almanya’ya geçiyor, Almanya’ya sığınıyor yine. Maalesef biraz önce söylediğim gibi, Almanya bize karşı olan tüm terör örgütlerinin adeta yeniden faaliyete başladığı ana ülke olmuştur.

Diğer taraftan, Türkiye’de teröre destek ve casusluk suçlamasıyla tutuklanan Alman vatandaşlarının, ki bazıları da aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyor, hatta süre veriyor, “yarın öğleye kadar serbest bırakacaksınız” diyor, Türk yargısını hiçe sayan ve diplomatik nezaketten uzak bir yaklaşımla, üslupla böyle bir talepte bulunuyor. Şimdi sormak istiyorum; “NSU davası başlayalı kaç yıldı?” Burada 9 vatandaşımız ve toplam 10 kişi Neonaziler tarafından hunharca öldürüldü; kaldı ki istihbaratın da kendilerine destek verdiğine dair bilgiler var, hatta şahit olanların çoğu da öldürüldü. Hala dava süreci devam ediyor, Türkiye’den ise bir gün içinde yargı kararları verilmesini talep ediyorlar. Biz söylediğimiz zaman yargı tarafsız, bağımsız, görevini yapıyor, ama bize gelince derhal çıkartın. Bu çifte standarttır, biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz, doğru da bulmuyoruz.

Bunun karşılığında ise seyahat uyarıları yapılıyor, aynı şekilde firmaların yatırım yapması konusunda bazı uyarılar yapılıyor. Bu konuları -halen dostum diyorum- Sigmar Gabriel’le Mart ayında Berlin’de görüştüm, “kesinlikle Türkiye’ye yönelik ekonomik tehditte bulunamayız, bu doğru değildir, işadamlarını ve turistleri cezalandırmak doğru değildir” dedi. Aynı şekilde Türkiye’ye gelen 5 milyon civarındaki Alman ve Antalya’da yaşayan onbinlerce Almanla Türkiye’ye gelip de ajanlık yapan ya da teröre destek veren, suç işleyen kişileri de aynı kefede tutmak doğru bir yaklaşım olmasa gerek. Dolayısıyla Türkiye’ye yönelik bu tür tehditleri olgun, ciddi bir devlete yakıştıramıyoruz. Esasen Berlin Türkiye’yi ve Türkleri en iyi bilen Başkenttir. Tarih boyunca tüm kurulan Türk devletlerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin hiçbir tehdit ve şantaj karşısında boyun eğmediğini en iyi Almanya bilir, Berlin bilir. Dolayısıyla, bu tehditlerin de, şantajların da Türkiye’de karşılık bulmayacağını bilmesi gerekiyor. Sorun varsa otururuz iki ciddi devlet gibi Sigmar’la sık sık bir araya geliyoruz konuşuruz. Aşarız, aşamayız, bazen anlaşırız, bazen anlaşamayız. Dolayısıyla, biz Türkiye olarak olaylara devlet ciddiyetiyle yaklaşıyoruz. Yargımızın gereğini yapacağı konusunda kimseye söz söyletmeyiz. Bize bu yönde yapılan tehditleri de aynı devlet ciddiyetiyle değerlendirir ve bunun karşılığını da elbette veririz.

Bakan Gabriel’in yargıya müdahale taleplerini reddetmem üzerine yaptığı hırçın açıklamalar da doğrusu iki ülkenin dostluğuna da sığmaz, müttefikliğine de sığmaz ve birçok alandaki yaptığımız işbirliğiyle de bağdaşmaz.

Gümrük Birliği konusunda talep de Avrupa Birliği’nden gelmiştir ve her iki tarafta Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerektiği konusunda mutabakat sağladı ve üç tur görüşmeler yapıldı. Her yaşanan olayda varılan mutabakattan ya da imzalanan anlaşmalardan geri adım atılacaksa o zaman birbirimize nasıl güveneceğiz? Bu devlet ciddiyetiyle ya da örgütler arasında, yani uluslararası ilişkilerin ciddiyetiyle bağdaşır mı? Bunu da sormamız gerekiyor. Ayrıca Avrupa Birliği henüz 18 Mart anlaşmasının yükümlülüklerini yerine getirmemişken, yani 2016 yılı sonuna kadar 3 milyar Euro Türkiye’deki Suriyeliler için ve 2018 sonuna kadar da ilave 3 milyar Euro. Şu anda 2017’nin ortasındayız bize gelen 812 milyon Euro. Henüz bu yükümlülüklerini yerine getirmemişken Avrupa Birliği’nin aktaracağı fonları, yani durdurmakla, tehdit etmekte gerçekten ciddiyetle bağdaşmıyor. Avrupa Birliği verdiği sözü tutmalı, bugüne kadar imzaladıkları anlaşmaların yükümlülüklerini yerine getirmelidir, tıpkı Türkiye gibi. Dolayısıyla, biz aramızdaki tüm sorunları geniş platformlarda da her zaman tartışırız ve yine aynı olgunluk içinde, ciddiyet içinde cevabımızı veririz.

Peki, Almanya tüm bunları biliyor, Türkiye’nin ve Türk milletinin hiçbir zaman tehdide ve şantaj karşısında boyun eğmeyeceğini biliyor. Almanlar akıllı insanlardır; neden bu dönemde bu yollara tevessül ediyorlar? Malumunuz Almanya’da seçimler var ve seçim arifesindeyiz. Biz hiçbir zaman Almanya’daki seçimlerde orada yaşayan vatandaşlarımızı yönlendirme konusunda imada bile bulunmadık. Ama Almanya son zamanlarda seçimlerde ve referandumda topyekun taraf tutmuştur ve Türkiye’nin içişlerine bu şekilde de maalesef karışmıştır. Şimdi ise bu seçim arifesinde Avrupa’daki artan Türkiye karşıtlığı, İslam düşmanlığı, popülizm ve aşırıcı partilerin, ırkçı partilerin desteği artması sonucunda siyasi partilerin hepsi adeta popülizm konusunda yarışır hale geldi, maalesef müttefikimiz Almanya’da bunu görüyoruz. Dolayısıyla Almanya’nın Türkiye’yle ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için karşılıklı saygı ve anlayış içinde hareket etmesi gerekiyor, biz böyle düşünüyoruz.

Bugüne kadar bizim yargı konusunda, diğer konularda, teröristler konusunda hiçbir talebimizi yerine getirmeyen Almanya’nın, belli bir süre vererek Türkiye’den böyle taleplerde bulunması da aynı şekilde kabul edilemez, bunu tekrar hatırlatmak isterim.

Biz ilişkilerimizi şantaj ve tehditle değil, uluslararası kabul görmüş norm ve ilkeler temelinde yürütmek isteriz. Aynı anlayış insan hakları, terörle mücadele ve güvenlik alanlarındaki hassasiyetlerle de karşılıklı olarak sergilenmelidir. Ulusal güvenliğimizi ve geleceğimizi kısa vadeli çıkar ve kısa vadeli yine politikalara biz heba etmeyiz. O yüzden orta ve uzun vadeli ortak stratejik hedeflere odaklanmamız lazım ve bu sorunu da bu şekilde aşmak gerekir diye düşünüyoruz.

Sonuç olarak, bugün Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in yaptığı açıklamalar Türkiye ve Almanya arasındaki dostluğa ve işbirliğine de sığmamıştır, biraz önce söylediğim gibi, uluslararası normlara da uymuyor ve maalesef birçok çifte standardı da içeriyor, bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Teşekkür ediyorum.

Sorularınız var mı arkadaşlar?

SORU- Almanya’yla bir iletişim kurma durumunuz oldu mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz Almanya’yla her zaman iletişim halindeyiz. Sigmar Gabriel’le, ki o bazen de takılır, Türkiye’yle Almanya arasında son iki kalan dostuz diye. Esasen burada altını çizdiği şey, bizim sürekli temas halinde olmamızdır. İstediğimiz zaman birbirimize telefon açıyoruz, ayrıca SMS yoluyla da, yani kısa mesajlarla da bir konu olduğu zaman haberleşiyoruz, o bana yazar, ben ona yazarım, yani hiçbir iletişimimiz kopmadı. G-20 öncesi de kendisiyle defalarca iletişim kurduk. Kendisi biliyorsunuz Türkiye’ye geldi bir ziyarette bulundu ve gayet bana göre faydalı bir ziyaretti. Tüm konuları olacaksa da, olmayacaksa da samimiyetle açıkça konuştuk. Her konuda hemfikir olmayabilirsiniz, ama önemli olan bunları konuşabilmektir, telefonda da, oturarak da konuşabilmektedir. Dolayısıyla diyalog konusunda hiçbir sıkıntımız bugüne kadar olmadı.

Teşekkürler.