#

Bakanlığı Takip Edin:

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun “TRT World Forum”da yaptığı konuşma, 4 Ekim 2018, İstanbul

[İngilizce’den Türkçe’ye tercümenin deşifresidir]

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- … Eşitsizlikleri ele almadan sosyal adaletten zaten bahsedemeyiz ne Türkiye’de, ne bu bölgede, ne de ötesinde.

Uluslararası organizasyonlar gerçek tehditlerle baş edemiyor, jeopolitika geri geldi, önleme zayıf, hatta çatışmaların hali daha bile zayıf durumda. Öyle gözüküyor ki, şu anki uluslararası sistemi kurmakta önderlik eden ülke, şimdi ona saldırıyor, hatta o ülke kendi müttefik ve dostlarına da saldırıyor, çok hayal kırıklığı yaşıyorum. Ticaret savaşları artık bir gerçeğe dönüştü. Tek taraflı ve koruma tedbirleri önlüyor adil ve özgür ticareti ve kurallara dayanan ticari sistemi dünyadaki. Bunlar tabii bütün ülkeleri etkiliyor, özellikle gelişmekte olanları. Ve tek taraflı tedbirler aynı zamanda eşitsizlik uçurumunu genişletiyor.

Başarısız devletler, istikrarsızlık, kaynak kıtlığı, radikallere ve teröristlere yardımcı oluyor. Barış ve refah dünyanın gelişmiş bölgelerinde sürdürülemez insanlığın geri kalanı açlıktan ve fakirlikten muzdaripken. O yüzden şundan emin olmak lazım: Herkes için barış ve herkes için refah. Bu da şu anlama geliyor: Kazan-kazan yaklaşımımızı devam ettirmeliyiz ve kurallara dayalı uluslararası sistemimizi de devam ettirmeliyiz.

Uluslararası kurumları kuvvetlendirmek önemli bir hususu bu gündemin ve BM bu global rolü oynamalıdır, insani krizin çözülmesine yardımcı olmalıdır. BM’nin çalışma metotları, prosedürleri ve kuralları reforme edilmeli daha iyi yanıt verebilmek için global zorluklara. Bizim toplumlarımızın bugünkü beklentisi budur. Ve BM Genel Sekreterini destekliyoruz, o konuya verdiği taahhüdü destekliyoruz.

Reform tabii ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi sistemini de içermeli, o yüzden benim Cumhurbaşkanım altını çizmekte bu konunun, dünya beşten büyük bir diyor. Boş bir slogan değil bu ve BM de kendini reforme etmeli.

BM bugünkü dünyanın beklentilerini karşılayamıyor. BM’yi bırakın bölgesel organizasyonlarımız da bizim toplumlarımızın, özellikle Avrupa’daki toplumların beklentilerini karşılamıyor, Avrupa Birliği de bunlardan biri. O yüzden Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi ve OECD ve diğerleri de kendilerini reforme etmeli.

Ben Avrupa Konseyi Parlamenterler Birliği Başkanıyken reform benim önceliğimdi, aynı zamanda Genel Sekreterin de önceliğiydi, kendisi hala o kurumun Genel Sekreteri, Thorbjorn Jagland. Ve sadece Parlamenter Asambleyi reforme etmedi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni, ki şu an daha verimli çalışıyor. Onun için reform devam eden bir süreçtir ve bu kurumlarda reformu devam ettirmeliyiz.

Bütün bu sorunlarla biz kendi mahallemizde boğuşurken, Türkiye öyle oturup seyredemez. Onun için bugünkü Türk dış politikasının ilkesi girişimci ve insani dış politika ve inisiyatifleri ele almalıyız, hem yumuşak, hem sert kuvvet araçları kullanmalıyız, bu şekilde girişimci ve insani dış politikamızı hem kendi mahallemizde, hem de ötesinde tesis edebiliriz.

Aktif roller alıyoruz çatışmaların barışçıl çözülmesi konusunda. Suriye bir örnektir buna ve en yakın örnektir. Rusya’yla İdlib konusunda imzaladığımız anlaşma sadece insani bir felaketi önlemedi, aynı zamanda Türk sınırlarına ve Avrupa’ya doğru bir göçmen akımını daha önledi. Şimdi başka bir fırsat penceresi var siyasi çözüm için, İdlib anlaşması olmasaydı bunu yapamazdık, çünkü öbür türlü hiçbir muhalefet olmayacaktı, hiçbir müzakere olmayacaktı muhalefet ve rejim arasında anayasa hakkında olsun, siyasi çözüm için olsun ki bunlar Suriye için en iyi çözümdür.

Şimdi bütün ortaklarımızı artık yüreklendiriyoruz politik sürece daha fazla dikkat verin diye. Staffan’ı göreceğim bu toplantıdan sonra ve kendisi anayasal komiteyi kurmaya çalışıyor, muhalefet, rejim ve sivil toplum gibi bir üçlü var ve bunların dengelenmesi gerekiyor. Biliyorum bazen bazı ülkeler rejimin lehine bu dengeyi bozmaya çalışıyor ama, bu işler böyle olmaz. Biz bir ülkenin geleceğinden bahsediyoruz, onun için bu son fırsat penceresidir bana göre siyasi bir çözümün olabilmesi için Suriye’de ve bundan faydalanmalıyız.

Şimdi Irak’ta ne oluyor? Bence sanıyorum doğru yoldalar, sözcülerini seçtiler, Cumhurbaşkanlarını yakın zamanda seçtiler, şimdi hükümeti oluşturmanın vakti. Fakat hükümet kurulduktan sonra bu ülkeyi desteklemeye devam etmek lazım teröre karşı mücadelelerinde, PKK dahil olmak üzere DEAŞ ve diğerleri de dahil. Ancak bu ülkeyi tekrar inşa etmemiz lazım ve Türkiye en büyük sponsor şu anda, 5 milyar ABD Doları taahhüt verdik Kuveyt Konferansında.

Ama Suriye ve Irak tek sorunlu ülkeler değil mahallemizde, bakın Yemen’de neler olmakta ve Libya’da neler olacak? Ben Avrupalı dostlarımı şuna ikna etmeye çalışıyorum: Yemen’deki durumun Avrupa kıtasına etkisi Türkiye’ye olan etkisinden daha fazla olacaktır diyorum. Onun için, BM’nin çabalarını desteklemeye devam etmeliyiz … çok iyi bir iş yapmakta, ama tabii ki daha fazla destek hak ediyor bizim tarafımızdan.

Ama bizim bölgemizde bir de kuzeye bakın, Kırım, Ukrayna’nın doğusu ve o kadar kırılgan bölgeler var ki, mesela Batı Balkanlar gibi. Şimdi Makedonya’daki referandumdan sonra Bosna’da seçimler geliyor, yakın zamanda gerilimler oldu Sırbistan ve Kosova arasında, bunlar hepimiz için endişe kaynağı. Ve aynı zamanda o kadar çok dondurulmuş çatışmalar var ki bölgemizde, Nahçıvan, Karabağ mesela, Güney Osetya, Abhazya, onlar da başka bir donmuş tarz çatışmaya girdiler, hatta Kırım.

Kıbrıs başka bir sorun. Oradaki çözüm de donduruldu, geçen yıl elimizden geleni yaptık Cenevre’de, olmadı. Şimdi herkesle konuşuyoruz, bütün oyuncularla konuşuyoruz, Kıbrıslı Rumlar da gayrı resmi olarak dahil buna, anlamaya çalışıyoruz bundan sonra neler müzakere edilecek diye ve tabii müzakerelerin çerçevesi ne olacak, çünkü artık bir tane daha başarısızlığa tahammülümüz yok.

O yüzden Türkiye elinden geleni yapmakta kuvvetlendirmek için Batı Balkanlar’da istikrarı. Üç taraflı mekanizmalar, Türkiye-Bosna-Sırbistan, Türkiye-Bosna-Hırvatistan olarak, şimdi dört taraflı olsun istiyoruz, Türkiye-Hırvatistan-Bosna-Sırbistan olarak.

Kafkas bölgesinde de üç taraflı, dört taraflı mekanizmalar kurmaya çalışıyoruz, Türkiye-Azerbaycan-İran, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan ve Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan, şimdi belki de Kazakistan da bu işe dahil olacak. Bunlar sadece hani bu ülkeler arasında bir toplantı olması meselesi değil, somut projeler gerçekleştirdik hep birlikte ve sadece bölgedeki istikrarı kuvvetlendirmek amacıyla değil, fakat bütün bu boru hatları ve demir yolu projeleriyle ekonomik hayatı da canlandırmak istiyoruz buralarda. Yani bu mekanizmaların yanında barış için arabuluculuk Türkiye’nin başka bir girişimidir diğer ortaklarla.

Eş başkanlık etmekteyiz Arabuluculuk Grubu Dostlarına Finlandiya’yla birlikte Birleşmiş Milletler’de ve OECD’de. Şimdi Dönem Başkanı olarak İslam İşbirliği Örgütü’nde arabuluculuk girişimi de … imkanı buldu ve ilk Bakanlar Toplantısını BM Genel Kurulunda geçen hafta New York’ta yaptık… (Canlı Yayın Kesintisi)