#

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO); Türkiye -FAO İlişkileri

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO); Türkiye -FAO İlişkileri

Dilşad KIRBAŞLI


I- FAO'nun Amaçları ve Faaliyetleri

Dünyamız, küreselleşmenin etkisiyle, bir taraftan uzay teknolojileri üstünde çalışırken, bir taraftan da yeryüzünde sağlıklı gıda üretimini nasıl sağlayacağı ve açlık sınırı altında yaşayan milyonlarca insanı nasıl doyuracağı sorusunun cevabını aramaktadır. Bu durum, belki de önümüzdeki binyılın çelişkiler ve uçurumlar binyılı olarak anılmasına yol açacak sebeplerin başında gelmektedir.

Ekonominin ve teknolojinin gelişimiyle paralel olarak, gıda güvenliği ve herkes için yeterli gıdaya erişim sorunları azalmamış, aksine artarak büyümüştür. Bu sorunlarla küresel anlamda başa çıkabilmek için oluşturulan Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in ilk uzman kuruluşudur. 16 Ekim 1945 tarihinde Kanada'da kurulan örgüte, ülkemiz 6 Nisan 1948 tarihinde üye olmuştur.

FAO'nun temel hedefi, günümüzdeki ve gelecekteki nesillerin ihtiyacını karşılamak için; çevreyi kirletmeyen, teknik açıdan uygun, ekonomik açıdan uygulanabilir ve sosyal açıdan kabul edilebilir bir kalkınmayı desteklemek olarak tanımlanmaktadır. FAO'nun günümüzdeki temel işlevi de artık sadece gelişmekte olan veya az kalkınmış ülkelerde tarımın ve beslenmenin sağlıklı bir biçimde yapılması değil, aynı zamanda gelişen ülkelerde de sağlıklı gıdaya erişimin yollarını belirlemek olmuştur.
Bu çerçevede, FAO'nun en önemli amaçlarını; insanların hayat standardını ve beslenme düzeyini yükseltmek, açlığı önlemek, gıda ve tarım ürünlerinin üretim ve dağılımını geliştirmek ve kırsal nüfusun yaşam koşullarını iyileştirmek olarak sıralamak mümkündür.

Bu amaçlar çerçevesinde, FAO'nun başlıca işlevleri dört ana başlık altında toplanabilir. Temel faaliyet olarak FAO, hükümetler ve uluslararası kalkınma kuruluşları adına tarım ve gıda alanında teknik danışma ve yardım programları yürütmektedir. Geliştirilen kalkınma projelerinin çevresel, sosyal ve ekonomik faktörleri gözönüne alarak, bütünsel bir yaklaşım içinde oluşturulmasına özel bir önem atfetmektedir. Bu faaliyet doğrultusunda, FAO, sukültürü, sürdürülebilir su yönetimi, toplumsal cinsiyet gibi konularda da çalışmalar yürütmektedir.

Örgütün ikinci faaliyet alanı ise, gıda, tarım, ormancılık ve balıkçılık konusunda bilgi ve veri toplayarak tahlil etmek ve dağıtmaktır. Böylece örgüt, çiftçiler, bilim insanları, tüccarlar ve hükümet planlamacıları için, planlama, yatırım, pazarlama, araştırma ve eğitim gibi konularda akılcı kararlar almalarını sağlayan bir merkez olarak da çalışmaktadır. FAO sözkonusu faaliyet alanlarında düzenli aralıklarla, genel kabul gören çeşitli raporlar da yayınlamaktadır.

Üçüncü olarak FAO, geniş bilgi ağı ve deneyimli teknik personeliyle, hükümetlere tarım politikası ve planlaması konusunda bağımsız olarak danışmanlık yapmakta; kalkınma için gerekli olan idari ve hukuki yapılar hakkında yardımcı olmaktadır. Örneğin, 1986-1994 yıllarını kapsayan ve GATT'ın Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) dönüşmesine yol açan Uruguay Toplantılarında, sözkonusu değişimin tarımsal üretim, fiyatlandırma ve ticaret üzerindeki etkilerini araştırmış ve bunların fakir ülkeler üzerindeki etkisinin nasıl azaltılabileceği konusunda tavsiyelerde bulunmuştur. FAO ayrıca Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile ortaklaşa olarak oluşturduğu FAO/WHO Gıda Kodeks Komitesi ile, gıda güvenliğinin iyileştirilmesi, gıda ticaretinin adil bir biçimde yapılması ve uluslararası eşgüdümün sağlanması için çalışmaktadır.
FAO'nun faaliyet gösterdiği son alan, tüm üye ülkelerin gıda ve tarım sorunları üzerinde biraraya gelerek tartışmalarını ve politika oluşturmalarını sağlayan tarafsız bir forum sunmaktır. Bununla birlikte FAO, uluslararası standartları onaylamakta, uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin şekillenmesine yardımcı olmakta ve konuyla ilgili büyük konferanslara, teknik toplantılara ve uzmanların danışma toplantılarına evsahipliği yapmaktadır. 1996 yılında Almanya'da düzenlenen 4. Uluslararası Bitki Gen Kaynakları Teknik Konferansında, bu tür kaynakların daha iyi kullanılması ve korunmasını sağlamak üzere kabul edilen ilk Küresel Eylem Planı; 1995 yılında aşırı avlanmanın önüne geçip, sudaki yaşam türlerinin sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik olan Sorumlu Balıkçılık Yönetim Kuralları veya Bazı Tehlikeli Kimyasalların ve Pestisitlerin Uluslararası Ticaretine İlişkin Kurallar bunlardan sadece birkaçıdır.

Dünyadaki gıda üretimi, son 50 yılda, dünya nüfus artış hızından daha yüksek olmuştur. 1960'ların başından bu yana, gelişmekte olan ülkelerdeki açlık çeken insanların oranı %50'den % 20'ye kadar gerilemiştir. Bütün bu kazanımlara ve yeterli gıdaya ulaşabilme hakkının en temel insan hakkı olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerdeki yaklaşık 800 milyon insan -Kuzey Amerika ve Batı Avrupa toplam nüfusuna tekabül etmekte- halen yetersiz beslenmektedir.


Bu uçuruma, çevre ve doğal kaynakların, ekonomik faaliyetlerden dolayı hızla kirlenmesi ve tükenmesi de eklenince; yeterli, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme, artık sadece Afrika'da, Asya'da ve Güney Amerika'da açlık çeken insanların sorunu olmaktan çıkmış, hızla -diğer tüm sorunlar gibi- küresel bir boyuta varmıştır. Bu durum, artık sorunların ülkeler bazında çözülemeyeceğini ve küresel bazı adımlar atılmasının gerekliliğini de ortaya koymuştur. Dünya Gıda Zirvesi, bunun en somut dışavurumlarından biridir.

1996 yılında FAO tarafından Roma'da düzenlenen Dünya Gıda Zirvesi'nde biraraya gelen dünya liderleri, herkes için gıda güvenliğini sağlamak amacıyla ortak ve ulusal taahhütte bulunmuşlar ve 2015 yılına kadar yetersiz beslenen kişilerin sayısının yarı yarıya azaltılması hedefine ulaşma sözü vermişlerdir. Haziran 2002'de yine Roma'da gerçekleştirilen Dünya Gıda Zirvesi: 5 yıl Sonra Toplantısı'nda ise, bir durum değerlendirmesi yapılmış ve ne yazık ki hedeflerin gerisinde kalınacağının sinyalleri verilmiştir.

(Dünya Gıda Zirvesi, bir sonraki makalemizde detaylı olarak ele alınmaktadır)


II- Örgütün Yapısı

FAO'nun halen 184 üyesi (183 ülke ve AB) bulunmaktadır. Örgütün en yüksek karar organı, tüm üye ülkelerden kurulan ve iki yılda bir toplanan Konferans'tır. Ülkelerin yüksek düzeyde katıldıkları Konferans'larda, dünyadaki gıda ve tarım durumu tüm yönleriyle gözden geçirilmekte ve örgütün iki yıl için faaliyet programı ve bütçesi onaylanmaktadır. FAO'nun 31. Konferansı, Kasım 2001'de Roma'da gerçekleştirilmiştir.

FAO Genel Direktörü, Konferans tarafından 6 yıllık bir süre için seçilmektedir. Bu görevi halen, ilk kez 1994 yılında seçilen ve 2000 yılında görev süresi yenilenen Senegal uyruklu Jacques Diouf yürütmektedir.

Üye ülkeler arasından üçer yıllık dönemler için seçilen 49 üyeli Konsey, örgütün Yönetim Kurulu görevini yapmaktadır. Ülkemiz, son olarak 1995-1997 döneminde Konsey üyeliğinde bulunmuştur. Konsey seçimleri amacıyla FAO üyeleri, yedi bölgesel gruba bölünmüştür. Türkiye, 44 üyeli Avrupa Grubunun üyesi olup, 22 üyeli Yakın Doğu Grubunun da gözlemci üyesidir. Diğer gruplar ise, Afrika (48), Asya (22), Latin Amerika ve Karayipler (33), Kuzey Amerika (2) ve Güney Batı Pasifik Grubu'dur (13).

Konseye bağlı faaliyet gösteren 8 ana birim (department) bulunmaktadır. Bunlar; Yönetim ve Finans, Genel İşler ve Bilgi, Tarım, Teknik İşbirliği, Sürdürülebilir Kalkınma, Orman, Balıkçılık, Ekonomik ve Sosyal Politikalar birimleridir. Bunlara ilaveten, sayıları 125'i bulan uluslararası ve bölgesel katılımlı komisyon ve uzman çalışma grupları, tarım ve gıda konularının hemen her yönünü kapsayan konularda gerekli politika ve faaliyetlerin tartışılmasına ve oluşturulmasına zemin sağlamaktadır.

Ayrıca, iki yılda bir yapılan FAO Bölgesel Konferansları ile Balıkçılık Konferansı, Tarımsal Reform ve Kırsal Kalkınma Konferansı gibi özel konularda FAO tarafından düzenlenen Dünya Konferansları da, tarım ve gıda stratejisi ve uygulamalarına yön vermektedir. 1986 yılında hem Yakın Doğu, hem Avrupa Bölgesel Konferansı İstanbul'da düzenlenmiş ve bu durum, FAO tarihinde bir ilki oluşturmuştur. Ülkemiz ayrıca çok sayıdaki FAO uzman toplantısına da evsahipliği yapmıştır.

Merkezi 1951 yılında Washington'dan Roma'ya alınan örgütün, 1500'e yakın teknik personeli, 5 bölge ofisi, 5 altbölge ofisi, 5 irtibat bürosu ve 80'den fazla ülke ofisi mevcuttur. 2001 yılı için 650 milyon ABD Doları olan örgüt bütçesi, ülkelerin ödedikleri katkı paylarından oluşmaktadır. En büyük katkıyı %25'lik bir oranla ABD yapmakta olup, ülkemizin katkısı ise % 0.05'lik bir oranla, yaklaşık 1,5 milyon ABD Dolarıdır.

III- Türkiye - FAO İlişkileri

Ülkemiz, uzun yıllardan beri bir tarım ülkesi olarak sınıflandırılmaktaydı. Tarım sektörünün GSMH'daki payının % 6 civarlarına gerilemesi ve tarım sektöründe istihdam edilenlerin çalışan nüfusa oranlarının %30'lara düşmesi ile Türkiye artık bu sınıflandırmanın dışında kalsa da, ülkemizde tarımın, en azından sosyal açıdan hala ağırlıklı bir sektör olduğu söylenebilir.

Türkiye, 1980'lere kadar gıda açısından kendi kendine yeten dünyadaki sayılı ülkelerden biriyken, bu stratejik değerdeki özelliğimizi yitirip, gıdada da dışa bağımlı hale gelmemiz, konunun hassasiyetini arttıran bir unsurdur.

Tarımın ülkemizdeki sosyo-ekonomik ağırlığından dolayı, FAO ile olan ilişkimiz uzun yıllara dayanmaktadır. Bu işbirliğinin sonucu olarak, örgütün Ankara'da 1982 yılından bu yana bir ülke ofisi faaliyet göstermektedir.

Halen, Türkiye'deki FAO programları, 8. Kalkınma Planında yer alan Hükümet politikaları ve stratejileriyle paralel olarak, kapasite geliştirme ve teknik yardım şeklinde iki ana eksende sürdürülmektedir.

FAO'nun proje seçimi ve uygulamaları, doğal olarak Türkiye'nin ulusal öncelikli konuları olan, başta hayvan sağlığını koruma ve kontrol ile güvenli gıda üretimi olmak üzere, gıda ve beslenme, tarım, ormancılık, balıkçılık ve tarımsal kalkınma alanlarında yoğunlaşmakta ve ülkemizin talepleri doğrultusunda sözkonusu projeler şekillendirilmektedir.

GAP bölgesinin sağlayacağı büyük tarım potansiyeli ve Türkiye'nin projeye atfettiği önceliğin bir yansıması olarak, FAO da projenin başarısı için katkıda bulunmakta ve bölgedeki personelin proje uygulaması ve takibi konularında eğitimi için çalışmaktadır.

FAO'nun ülkemizde halen uygulanmakta olan projeleri ve alınan teknik yardımları dokuz başlık altında toplamak mümkündür.

o Ele alınan konular arasında ilk sırayı toprak erozyonu ve su yönetimi almaktadır. Erozyonla kaybedilen topraklara, kötü su yönetimi de eklendiğinde, ciddi ekonomik ve ekolojik kayıplar oluşmakta ve bunlara karşı çeşitli projeler yürütülmektedir.

o FAO'nun ülkemizde katkıda bulunduğu ikinci alan ise beslenmedir. Özelllikle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile işbirliği içinde yürütülen çeşitli projelerle, hem durum tespiti hem de gıda kalitesi kontrolü alanlarında çalışmalar yürütülmektedir.

o Orman Bakanlığı ve FAO işbirliğinde yürütülen ve üçüncü çalışma alanını oluşturan ormancılık projeleri arasında, Bioçeşitliliğin Korunması, Yangın Önleme, Ulusal Ormancılık Eylem Planı gibi başlıkları saymak mümkündür.

o Önemli bir canlı hayvan stokunu barındıran ülkemizin, özellikle şap ve deli dana hastalığı gibi hastalıklardan korunması, büyük ekonomik kayıpların önüne geçilmesi açısından gereklidir. Bunun dışında, Türkiye'nin stratejik coğrafi konumundan dolayı, ülkenin bu tür hastalıklardan korunması, en büyük alıcılardan olan Avrupa ve Balkanlar için de büyük önem arzetmektedir. Bu noktadan hareketle, FAO, Türkiye'ye bu konuda her türlü desteği vermekte ve bu konuda Türkiye ile Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya arasında koordinatör işlevi görmektedir.

o FAO ile işbirliği içinde yürütülen beşinci konu ise, kırsal alanlarda toplumsal cinsiyet göstergelerinin tespiti ve özellikle kırsal alanlarda yaşayan kadınların durumlarının tespiti ve iyileştirilmesidir.

o FAO ayrıca, ülkemizde kırsal kesimde yaşayanlardaki yaşlanma sorunu konusunda da çalışmalar yapmaktadır.

o 8300 km'lik kıyı şeridiyle, önemli bir balıkçılık, sukültürü ve turizm potansiyeline sahip olan ülkemizde, FAO, balıkçılık sektörünün tüm taraflarına, özel sektör de dahil olmak üzere destek vermektedir.

o Türkiye'nin tarımsal üretiminde en önemli iki sorunu; düşük verimlilik ile fazla ve yanlış kimyasal kullanımı sonucu verimliliği yüksek ama riskli ürün elde edilmesi oluşturmaktadır. FAO, her iki duruma da farklı çözümler getirmekte; bitki üretimi ve korunması alanında ortak çalışmalar sunmaktadır.
o Politika belirleme ve karar almada temel faktörlerden biri olan tarımsal istatistik oluşturma konusu da, FAO'nun ülkemizle işbirliği içinde yürüttüğü dokuzuncu ve son çalışma alanıdır.
*
Artan teknolojiye rağmen sağlıklı beslenmenin gittikçe zorlaştığı bir dönemde, bu çelişkiyi çözmek için, siyasi açıdan küresel bir karar alma sürecine, ekonomik açıdan büyük finansal desteğe ve teknolojik açıdan da uzmanlığa gerek duyulmaktadır.

Küreselleşmenin etkisi, her alanda olduğu gibi, insan yaşamını temelden etkileyen beslenme ve sağlıklı üretim konusunda da görülmekte ve uluslararası yapılar, sadece eşgüdüm işlevinden öte, politika üretilen yerler haline gelmekte; uluslararası bağlayıcı anlaşmalar ve standartlarla daha uzun vadeli, kalıcı ve köklü çözümler üretme yolunda mesafe kaydedilmektedir.

Tarımsal alanda, 70 milyona yaklaşan nüfusu ve zengin doğal kaynaklarıyla hem büyük bir üretici hem de büyük bir alıcı olan ülkemizin, uluslararası arenadaki bu önemli örgütte ağırlığını daha fazla hissettirmesi, FAO projelerinde artık uzmanlık talep eden değil, uzmanlığına danışılan bir ülke olması potansiyeli mevcuttur.

Her alanda olduğu gibi, tarım konularında da küresel bağlarla (Dünya Ticaret Örgütü) manevra alanı belirlenmiş olan Türkiye'nin, ulusal öncelikleri doğrultusunda belirlenmiş doğru ve uzun vadeli tarım politikalarıyla varolan potansiyeline ulaşması, içinde bulunulan coğrafya, azalan doğal kaynaklar ve Türkiye'nin bölgesel güç olma hedefi gözönüne alındığında, kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

Dipnot:
* A. Meslek Memuru, Dışişleri Bakanlığı.