#

Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Türkiye

Uluslararası Teşkilat Künyesi

Teşkilatın Amacı: 

- Savaşları ve barışa yönelik tehditleri önlemek
- Ülkeler arasında ilişkiler kurmak
- Uluslararası ekonomik ve sosyal işbirliğini sağlamak

Kuruluş Tarihi:

1945

Merkezi:

New York
(Cenevre, Viyana ve Nairobi ofisleri de bulunmaktadır)

Genel Sekreteri: Ban Ki-moon (Kore Cumhuriyeti)

Üye Ülkeler:

Birleşmiş Milletler’in 193 üye ülkesi bulunmaktadır.

Türkiye’nin Üyelik Durumu:
BM’nin kurucu üyelerinden olan Türkiye, Teşkilata 24 Ekim 1945 tarihinde üye olmuştur.

Teşkilatın Tarihi:

İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan büyük devletlerin (ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti ) liderliğinde oluşturulan bir dünya örgütü olan Birleşmiş Milletler (BM), 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan savaşların ve barışa yönelik tehditlerin tekrarını önlemek ve uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulmuştur.

BM’nin kurucu antlaşması niteliğindeki BM Şartı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50 ülke tarafından 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalanmıştır. Polonya’nın da daha sonra BM Yasası’nı imzalamasıyla, kurucu üye devletlerin sayısı 51’e yükselmiştir. BM Teşkilatı, BM Şartı’nda öngörüldüğü üzere, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesi dahil BM’nin üye devletlerinin çoğunluğunun Teşkilat Şartı’nın onay işlemlerini tamamlamalarıyla, 24 Ekim 1945 tarihinde resmen faaliyete geçmiştir. Bu tarihten beri, 24 Ekim her yıl BM Günü olarak kutlanmaktadır.

Birleşmiş Milletler’in ana organları Genel Kurul, Güvenlik Konseyi (BMGK), Ekonomik ve Sosyal Konsey (EKOSOK), Vesayet Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve BM Sekretaryası’dır.

Türkiye’nin Örgüt’le İlişkileri

Türkiye, kurucu üyelerinden biri olduğu Birleşmiş Milletler’e karşı son yıllarda çok daha pro-aktif bir yaklaşım benimsemekte ve BM gündeminde bulunan tüm konulardaki çalışmalara olabildiğince aktif bir şekilde katkı sağlamaya çalışmakta; farklı grup ve örgütlere üyeliğinden de istifadeyle, gündemdeki konularda yapıcı ve uzlaştırıcı bir rol oynamaya gayret etmektedir.

Türkiye ayrıca, kendisini doğrudan ilgilendirmese de, diğer üye ülkelerin önem atfettikleri bir çok konuda da aktif ve görünür bir tutum izlemeye, bu ülkelerin gündemlerindeki sorunlara artan bir ilgiyle eğilmeye başlamıştır.

BM bünyesindeki seçimlerde eşit ve dengeli temsil ilkesinin uygulanması çerçevesinde coğrafi gruplar tesis edilmiş olup, buna göre i) Afrika Ülkeleri, ii) Asya Ülkeleri, iii) Doğu Avrupa Ülkeleri, iv) Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri ve v) Batı Avrupa ve Diğer Ülkeler-WEOG olmak üzere toplam beş coğrafi grup bulunmaktadır. Türkiye hem WEOG, hem Asya Grubu’nun çalışmalarına katılmakla birlikte, seçimler sözkonusu olduğunda sadece WEOG üyesi olarak addedilmektedir.

BM’ye her forumda ve her vesileyle katkıda bulunma arzusunda olan Türkiye, bir yandan uluslararası barış, güvenlik, istikrar ve refaha katkılarını artırmak, diğer yandan insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilke ve değerlerin güçlendirilmesine yönelik çabalarını daha da ilerletmek için kararlıdır.

Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve korunmasında en önemli çok taraflı forum olma özelliğini koruyan BM Güvenlik Konseyi’ne 2009-2010 dönemi geçici üyeliği, Türkiye’ye uluslararası alanda ve BM içinde ilave imkanlar kazandırmıştır. BM Şartı’ndaki ilke ve hedeflerin her zaman en kuvvetli savunucularından biri olan ve uluslararası sorunların çok taraflı işbirliği yoluyla çözümünü destekleyen Türkiye, 1951-1952 ve 1954-1955 dönemlerinin ardından 1961 yılında yaptığı geçici üyelikten yaklaşık yarım yüzyıllık aradan sonra gerçekleşen BMGK üyeliği sırasında, uluslararası alanda hem boyut, hem içerik olarak giderek zenginlik kazanan dış politika profiliyle BMGK çalışmalarına katılmış, birçoğu esasen gündelik olarak kendi gündeminde bulunan konularda elinden gelen katkıyı yapmaya gayret göstermiştir.

Ülkemizin son yıllarda ekonomik büyüme ve kalkınma alanında sağladığı ilerleme, Afrika, Latin Amerika ve Karayipler ile Pasifik bölgelerine yönelik açılım politikalarımız, AB perspektifimiz, G-20 üyeliğimiz ve artan resmi kalkınma yardımlarımız özellikle BM’nin kalkınma gündemine katkılarımızı artırmamız için yeni fırsatlar sunmuştur. Nitekim 9-13 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen BM 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, ülkemizin uluslararası kalkınma işbirliğine desteğinin ve katkılarının somut olarak ortaya konulabilmesine imkan vermiştir. Türkiye, bu Konferans’la, 2020 yılına kadar EAGÜ ile ilgili konuları uluslararası gündeme taşıma ve çözüm arama gayretlerine yardımcı olma sorumluluğunu almış, bir anlamda EAGÜ’nün sözcülüğünü üstlenmiştir. Bu konferansın sonuçlarının izlenmesine yönelik Ara Dönem Gözden Geçirme Toplantısı da 2016 yılında ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecektir.

Üye devletler, Birleşmiş Milletler’e uluslararası sistemdeki ağırlıklarıyla ve ekonomik güçleriyle orantılı zorunlu ve gönüllü katkı sağlamaktadırlar. Ülkemizin BM zorunlu bütçesine katkı payı 2012 yılında % 0,617 iken, 2013 yılında yüzde 1 seviyesini aşarak BM bütçesinin %1,328’ine ulaşmıştır. Böylelikle Türkiye BM’ye en fazla katkıda bulunan ülkeler arasında 25. sıradan 16. sıraya yükselmiş; bu çerçevede BM'nin etkin şekilde çalışması yönünde faaliyetlerde bulunan ve idari/mali konularda görüş birliği içinde olan ülkelerin katıldığı gayrıresmi bir oluşum niteliği taşıyan Cenevre Grubu’na da Mayıs 2014’te üye olmuştur.

Uluslararası alanda BM’nin kurulduğu 1945 yılından günümüze dek yaşanan gelişmeler, Teşkilat’ın çeşitli alanlarda reformunu da zorunlu hale getirmektedir. Nitekim, bu çerçevede BM sisteminin daha iyi işletilmesine yönelik önemli adımlar sözkonusudur.

Öte yandan, BM reformunun önemli bir parçasını BMGK reformu teşkil etmektedir. BMGK reformu çalışmaları çerçevesinde ortaya çıkan belli başlı gruplaşmalar içinde ülkemiz, Oydaşma için Birlik Grubunda yer almaktadır. Ülkemiz ilkesel olarak Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin veya veto hakkına sahip üyelerin sayısının artmasına karşı bir tutum benimsemekte, daha geniş bir temsile dayanan, demokratik, şeffaf, etkin ve hesap verebilir bir Güvenlik Konseyi oluşturulmasını istemektedir. Türkiye, bu nitelikte bir Güvenlik Konseyi yapılanmasının, münhasıran daimi olmayan üyelik kategorisinde yapılacak artışlarla gerçekleştirilebileceği görüşündedir.

Halen Genel Kurul’da hükümetlerarası müzakereler formatında devam eden reform sürecinde gruplar arasındaki görüş ayrılıklarının giderilmesi mümkün olamamaktadır. Sözkonusu müzakerelere katkıda bulunmak amacıyla, bazı üye ülkelerin ev sahipliğinde gayrıresmi nitelikli toplantılar da düzenlenmekte olup, ülkemiz bu toplantılardan birine 30-31 Mayıs 2014 tarihleri arasında Antalya’da ev sahipliği yapmıştır.

İnsani yardımlar konusunda tarihinden ve kültüründen kaynaklanan güçlü bir geleneğe sahip Türk halkı ve kurumları doğal afetler, savaş, yoksulluk ve toplumsal çatışmalar nedeniyle zor durumda kalan ülkelere yardımda bulunmayı insani bir görev ve uluslararası toplumun istikrarında önemli bir unsur olarak görmektedir.

1980’li yılların ortalarından itibaren bazı ülkelere gıda yardımı şeklinde başlayan insani yardımlarımız, son yıllarda kaydadeğer bir ivme kazanarak dünyanın birçok bölgesine yayılmış, ayrıca nicelik ve nitelik bakımından de çeşitlenerek, gıda dışında birçok alanı da kapsar hale gelmiştir. 2014 yılına ait Küresel İnsani Yardım Raporu’na göre ülkemiz, gerçekleştirdiği 1,6 milyar ABD Doları tutarındaki resmi insani yardımla 2013 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ardından, dünyanın 3. büyük donör ülkesi olmuştur.

Öte yandan, Türkiye’nin insani yardımları sadece ikili düzeyde gerçekleşmemiş, yardımların artan oranda BM İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi (OCHA), Dünya Gıda Programı (WFP) gibi uluslararası örgütler aracılığıyla da yapılmasına da gayret gösterilmiştir. Bu durum, dış insani yardımlarımıza uluslararası bir boyut da kazandırmış ve bu alanda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlarla işbirliğimiz de artırılmıştır.

Ülkemiz, 1 Temmuz 2014 tarihinde OCHA’ya en fazla gönüllü bağış yapan ülkelerin yer aldığı OCHA Donör Destek Grubu’na (ODSG) üye olarak kabul edilmiştir. Ülkemizin üyeliği, Avrupa Birliği’nin ODSG Dönem Başkanı sıfatıyla Brüksel’de düzenlediği Yüksek Seviyeli Toplantı’da karara bağlanmıştır. Ülkemizin de katılımıyla üye sayısı 27’ye yükselen ODSG, OCHA’nın izlediği insani politikalara şekil vermeyi amaçlayan gayrı resmi bir istişare mekanizması niteliğindedir.

Bu kapsamda, İstanbul 2016 Mayıs ayında tarihte ilk defa düzenlenecek Dünya İnsani Zirvesi’ne (DİZ) ev sahipliği yapacaktır. İstanbul’un bu hakkı kazandığı yönündeki karar BM 68. Genel Kurulu sırasında 26 Eylül 2013 tarihinde yapılan toplantıda açıklanmıştır. Ülkemizin insani yardımlar alanında kaydettiği gelişmelerin yanısıra, DİZ’in geleneksel bir batılı donör ülke yerine yeni ve etkili bir insani aktöre verilmesi gayesinin de bu kararın alınmasında dikkate alındığı bilinmektedir. Ülkemiz, DİZ’in geleneksel ve yükselen donörleri biraraya getirmek ve sivil toplumun insani meselelerde gittikçe daha da önem kazanan rolünü öne çıkarmak suretiyle, insani alanda yeni bir çığır açılmasına vesile olmasını beklemektedir.

BM’yle ilişkilerimizde son yıllarda yaşanan ilerlemeler neticesinde, Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi bölgelere yakınlığı, ulaşım kolaylığı, ekonomik, finansal ve kültürel açılardan bir merkez olması gibi sebeplerle, İstanbul’un BM bakımından bir merkez haline dönüştürülmesi düşüncesi de BM’ye yönelik politikamızın ana unsurlarından biridir. Bugüne kadar BM’yle yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda, BM Nüfus Fonu UNFPA’nın Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ofisi’nin İstanbul’a taşınması sağlanmıştır. Ayrıca, BM Kalkınma Programı UNDP’nin Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezi de İstanbul’da konuşlanmıştır. Bunlara ilave olarak UNDP Avrupa ve BDT Bölge Ofisi’nin ve BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi’nin (UN WOMEN) Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu bölgesel ofisinin İstanbul’a yerleşmesi sağlanmıştır. BM’nin diğer bazı uzmanlık kuruluşlarının bu yöndeki ilgisi ışığında, çeşitli bölgesel birimlerin İstanbul’a yerleşmesi için de temaslar sürmektedir.

Türkiye’nin uluslararası barış ve istikrarın korunmasında uluslararası toplumun elindeki en önemli araçlardan biri olma özelliğini taşıyan barışı koruma operasyonlarına katkısı BM’yle işbirliğinin somut bir örneğini teşkil etmektedir. Ülkemiz dünyanın çeşitli yerlerine konuşlandırılmış BM barış operasyonlarına askeri ve sivil personel katkısı sağlayan ülkeler arasında yer almaktadır.

Türkiye ayrıca, çatışmaların sona erdiği ülkelere, özellikle sivil kapasitenin güçlendirilmesi bağlamında, eşgüdüm içinde, sürdürülebilir destek sağlanmasında kaydadeğer bir rol oynayan BM Barışı İnşa Komisyonu’nun Gine, Liberya, Sierra Leone, Burundi ve Orta Afrika Cumhuriyeti Ülke Konfigürasyonlarına katılmaktadır. Bunun yanısıra Türkiye, toplam 1,5 milyon ABD Doları tutarında katkısıyla Barışı İnşa Fonu’na (BİF) en çok katkı yapan 22. ülke konumundadır.

Uluslararası barış ve güvenliğin korunması, sorunların çok taraflı olarak ele alınması ve insan haklarının güçlendirilmesi bağlamında norm oluşturan ve uluslararası meşruiyeti temsil eden tek küresel örgüt olan BM’ye ülkemiz büyük önem atfetmektedir. Bu çerçevede ülkemiz, BM’nin, barışı korumadan kalkınmaya, iklim değişikliğinden BM Güvenlik Konseyi reform çalışmalarına kadar her alanındaki faaliyetlerine etkin ve etkili katkısını artırarak sürdürecektir.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BARIŞ OPERASYONLARINA YAKLAŞIMIMIZ VE KATKILARIMIZ

Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları kavramı, ilk kez 1948 yılında, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararla, Orta Doğu’da ateşkesin muhafazası için oluşturulmuş, böylece çatışmaların önlenmesi ve kriz yönetimi için önemli bir araç olarak gündeme gelmiştir.

Aradan geçen zaman içinde, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, çatışmaların doğasında meydana gelen değişikliklere paralel olarak, Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonlarının kapsamı, amaçları, niteliği değişmiş ve genişlemiştir. Çatışmaların önlenmesinden kalıcı barışın sağlanmasına kadar uzanan geniş yelpazede faaliyetler bu operasyonların içine dâhil edilmiştir. Buna bağlı olarak, askeri birliklerin yanısıra önemli sayıda sivil personel ve polis gücü de operasyonlara katılmaya başlamıştır.

Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları uluslararası barış ve istikrarın korunmasında uluslararası toplumun elindeki en önemli araçlardan biri olma özelliğini korumaktadır.

Nitekim BM Genel Sekreteri 31 Ekim 2014 tarihinde yaptığı açıklamayla, barış operasyonlarının değişen dünya şartlarına uyum sağlayabilmesi ve BM’nin bu alandaki faaliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalarda bulunmak üzere Barış Operasyonları Bağımsız Üst Düzeyli Paneli’ni (High-Level Independent Panel on Peace Operations) kurduğunu, sözkonusu Panel’in başkanlığına Doğu Timor’un eski Devlet Başkanı, Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Jose Ramos Horta’yı atadığını, barış operasyonları hakkında en son kapsamlı gözden geçirme sürecinin 2000 yılında Lahkdar Brahimi tarafından yürütüldüğünü, yeni kurulan panelin barışı koruma operasyonlarını ve özel siyasi misyonları beraber değerlendireceğini ifade etmiştir.

Barış Operasyonları Bağımsız Üst Düzey Paneli’nin çalışmalarına başladıktan sonra ilgili taraflarla gerçekleştirdiği temaslarda, barış operasyonlarının kapsamlı gözden geçirilmesinin önemi daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Bu temaslarda, barışı koruma görevinin bütün boyutlarıyla ele alınmasının daha faydalı olacağı, giderek artan BM polisi ihtiyacı doğrultusunda hem askeri hem kolluk eğitimi almış olan Jandarma personelinin BM polisi bünyesinde daha fazla değerlendirilmesi gerektiği, personel katkısı sağlayan ülkeler (TCC) ile Güvenlik Konseyi arasında yeni ve etkin iletişim kanallarının kurulması gerektiği, BM ve diğer kuruluşlarca yürütülen arabuluculuk çalışmaları ile eşgüdüm sağlanarak giderek artan kaynak ihtiyacının azaltılabileceği yönünde görüşler dile getirilmiştir.

Son dönemde ülke içindeki çatışmaların ulusal ve bölgesel düzeylerdeki çok yönlü etkileri ve bunların kalıcı barışın ve istikrarın sağlanmasına olumsuz yansımalarının önüne geçilebilmesini teminen MONUSCO (KDC) ve MINUSMA (Mali) gibi operasyonların kuvvetli görev yönergeleriyle donatılması yoluna gidilmiş ve böylece “robust peacekeeping” kavramı ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonlarının alandaki şartlara göre şekillendirilebilen, esnek ve uyum sağlayabilir ortak güvenlik araçları haline gelmesi hedeflenmektedir.

Çatışma bölgelerinde barış ve güvenliğin sağlanmasında bir diğer önemli araç olan Özel Siyasi Misyonlar (SPM), dünyada çatışmaların ve siyasi ihtilafların arttığı bir dönemde BM gündeminde de daha fazla yer bulmaktadır. SPM’ler, barışı koruma operasyonlarından (PKO) farklı olarak, sadece BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla değil Genel Kurul kararıyla da oluşturulabilmektedir. Öte yandan, PKO’lar gibi ayrı bir bütçesi olmayan SPM’lerin giderlerinin iki yıllık aralıklarla hazırlanan BM düzenli bütçesinden karşılanıyor olması, arazideki yeni ihtiyaçlara cevap verebilme kabiliyet ve esnekliğini kısıtlamaktadır. Bu çerçevede, SPM’lere özel bir bütçe ayrılması önerisi gündemde olmasına rağmen, PKO’lara diğer ülkelerden daha fazla katkıda bulunma sorumluluğu bulunan Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri (P-5), daha fazla maddi yük altına girme endişesiyle bu fikre şiddetle karşı çıkmaktadır.

Barış Operasyonları Bağımsız Üst Düzey Paneli’nin temaslarında da dile getirildiği üzere, BM barışı koruma operasyonlarında gözlemlenen önemli bir eğilim, BM polisine (kolluk) duyulan ihtiyacın giderek artmakta olduğudur. Buna bağlı olarak, Jandarma mensubu olan personel de BM polisi olarak görev üstlenebilmekte ve hem askeri hem kolluk eğitimi almış olmalarının sağladığı avantajla öne çıkmaktadır.

Türkiye’nin Barışı Koruma Operasyonlarına Katkısı

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) barışı koruma operasyonlarında görevlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu’nun bu konuda hükümete tavsiye niteliğinde karar bildirmesi, Bakanlar Kurulu tarafından durumun incelenerek hükümet tasarısı halinde TBMM’ye sunulması ve Meclis tarafından alınacak bir kararla kabul edilmesi gerekmektedir. Hükümet ayrıca, TBMM tarafından alınan karar üzerine, yabancı ülkeye gönderilecek birlik ya da kuvvetle ilgili esasları (lüzum, hudut, şümul ve zaman bakımından) da tespit eder. Bununla birlikte, usulüne göre onaylanarak yürürlüğe girmiş özel bir uluslararası andlaşma (NATO gibi) var ise, Hükümet de, Genelkurmay Başkanlığı’nın görüşlerini alarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine karar verebilir.

Ülkemiz Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonlarına ilk kez Kore Savaşı sırasında katılmıştır. Türkiye, bu tarihten sonra da bu operasyonlara imkânları ölçüsünde katılmaya gayret etmiştir.

Dış politikamızın esas hedeflerinden biri bölgemizde ve dünyada barış ve istikrarın tesis edilmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Barış Operasyonları da bu amacı gerçekleştirmenin meşru bir yöntemi olarak görülmektedir.

Ayrıca, ülkemizin bölgesinde ve dünyada sahip olduğu ağırlığı ve etkinliği artırmak dış politikamızın önemli amaçlarından biridir. BM sisteminde görünürlüğün en önde gelen göstergelerinden biri uluslararası barış ve istikrara katkıdır. Barışı destekleme ve koruma operasyonlarına katılımımız uluslararası politikadaki etkinliğimizin artmasına da yardımcı olmaktadır.

Barışı koruma ve destekleme operasyonlarına katılımımıza dair ilkeler, o dönemde Başbakanlık görevini deruhte etmekte olan Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 15 Mart 2005 tarihinde onaylanan “Türkiye’nin Barışı Destekleme ve Koruma Harekâtlarına Katılım Konsepti”yle düzenlenmiştir.

Bu konsepte göre Barışı Destekleme/Koruma Operasyonlarına katılımımıza ilişkin kriterler şöyle belirlenmiştir: 

  • Uluslararası meşruiyet BM Güvenlik Konseyinin kararıyla sağlanmış olmalıdır.
  • Balkanlar, Orta Asya, Orta Doğu gibi mücavir bölgelere öncelik verilmelidir.
  • Birlikte çalışabilirlik açısından katılım önceliğimiz NATO, AB, BM ve AGİT olarak sıralanmalıdır.
  • Ülkemize getireceği kazanç ve maliyet arasında değerlendirme yapılmalıdır.
  • Operasyonun amaçları başlangıçta tespit edilmeli, açıkça tanımlanmalı, görev çerçevesi uygun olmalıdır.

3o Nisan 2015 itibariyle dünyanın çeşitli yerlerine konuşlandırılmış 11 BM barış operasyonuna ülkemiz 51 askeri personel, 88 polis ve 2 uzman olmak üzere toplam 141 personel ile katkıda bulunmaktadır. Türkiye, BM’nin doğrudan gerçekleştirdiği operasyonlar dışında Afganistan, Bosna-Hersek, Kosova gibi dünyanın çeşitli yerlerinde konuşlanmış NATO ve AB barış operasyonlarında da askeri personel, polis ve jandarma katkısı vermektedir.

Türkiye, BM misyonlarının bütçelerine ve bu misyonların barışı tesis etme ve yeniden imar faaliyetlerine kaydadeğer maddi katkılarda da bulunmaktadır. Bu kapsamda ülkemiz, Kosova’nın yanı sıra Afganistan’da da yeniden imar projelerine maddi kaynak tahsis etmiştir.

TBMM’nin 6 Temmuz 2013 tarihli ve 1045 sayılı kararıyla UNIFIL’e kara gücü katkımızın sona ermesi ve katkımızın en fazla 200 askeri personelden oluşan deniz gücü ile sınırlı tutulması uygun bulunmuş olup, kara gücümüz 214 personeli ile birlikte 1 Eylül 2013 tarihinde bölgeden ayrılmıştır. 30 Nisan 2015 itibariyle 51 askeri personelimiz UNIFIL bünyesinde görev yapmaktadır. Deniz gücümüzün görev süresi 5 Eylül 2014 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

Öte yandan, ülkemiz UNSOA’ya (Birleşmiş Milletler Afrika Birliği Somali Misyonu Destek Ofisi) katkıda bulunmaktadır. Ülkemiz, BM tarafından hesaplanan ve yapılması zorunlu katkı dışında, Somali’ye bireysel katkı sağlayan en önemli ülkeler arasında yer almaktadır.

Türkiye, 2005’te yapılan Dünya Zirvesi sonrasında ihdas edilen ve çatışmaların sona erdiği ülkelere, özellikle sivil kapasitenin güçlendirilmesi bağlamında, eşgüdüm içinde, sürdürülebilir destek sağlanmasında kaydadeğer bir rol oynayan BM Barışı İnşa Komisyonu’nun Gine, Liberya, Sierra Leone, Burundi ve Orta Afrika Cumhuriyeti Ülke Konfigürasyonlarına katılmaktadır. Bunun yanısıra Türkiye, toplam 1,5 milyon Dolarlık katkısıyla Barışı İnşa Fonu’na (BİF) en çok katkı yapan 22. ülke konumundadır.

BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nin 2010 yılında aldığı kararlarla Barışı İnşa Komisyonu'na, 2015 yılında BM barışı inşa mimarisinin gözden geçirilmesi yönünde çağrıda bulunulmuştu. Bu çerçevede, Genel Sekreter, anılan gözden geçirme sürecini gerçekleştirmek amacıyla yedi kişiden oluşan bir Danışma Grubu (Advisory Group of Experts) atamıştır. Sözkonusu Danışma Grubu’nun, Barışı Koruma Operasyonlarının gözden geçirilmesi için evvelce oluşturulan Bağımsız Üst Düzeyli Panel’le eşgüdüm halinde hazırlayacağı raporunu Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi'ne sunması ve gözden geçirme sürecinin 2015 yılının sonunda Genel Kurul ve Konsey tarafından konu hakkında alınacak ortak bir kararla sonuçlandırılması öngörülmektedir.

Gerek Barışı Koruma Operasyonlarının gerek Barışı İnşa Mimarisinin eşgüdüm içinde yürütülecek iki farklı gözden geçirme sürecinde değerlendirilecek olması sebebiyle 2015 yılı, BM’nin barışı koruma ve inşa etme kapasitesinin günümüz şartlarına uyumlu hale getirilmesi bakımından önem arzetmektedir.

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Hazır Barış Gücüne Katkısı

Birleşmiş Milletler, uluslararası barış ve güvenliğe bir tehdit vaki olduğu takdirde derhal barış gücü harekâtı düzenleyebilme kabiliyetini derhal harekete geçirmek üzere BM Hazır Barış Gücü Düzenlemeleri Sistemi'ni (United Nations Standby Arrangements System) tesis etmiştir.

Türkiye, 14 Haziran 2000 tarihinde BM’yle bir Ortak Niyet Beyanı imzalayarak, BM Hızlı Müdahale Sistemi’nin bir parçası olan Hazır Barış Gücü’ne dâhil olmuş ve bu sistemdeki yerini kurumsallaştırmıştır. Ülkemiz, sisteme katılan 33’üncü ülke olmuştur.

Türkiye, bu Niyet Beyanıyla, BM Şartı esaslarına göre BM barış misyonlarında 14 ila 30 gün içerisinde konuşlandırılmak üzere Silahlı Kuvvetlerimizden ve emniyet mensuplarımızdan yaklaşık bin kişilik personeli görevlendirmeyi taahhüt etmiştir. Birlik ve personel gönderme kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilirken, BM’nin vaki güç taleplerinin karşılanıp karşılanmaması her seferinde Hükümetimizin vereceği kararla belirlenecektir.